29 Mart 2010 Pazartesi

Babalar ve Kızları


Ne zamandır kafamda kendime sorduğum bir soruya Tübitak'ın bir anket sonucuyla cevap buldum.Aslında yeterli değildi ancak az da olsa kendimi tatmin ettim. Tübitak baba kız ilişkileri isimli bir anket düzenlemiş.Aslında anket sonuçları kendi cevaplarıma pek de uzak değildi.Babaların neredeyse yarısı, Kızını dövmeyen dizini döver edasıyla tavırlarının ne kadar açık ve net olduğunu göstermiş.Vay anasını!

Oysa, Freud'a göre, kız çocukları babasına her zaman daha yakındır,çünkü onlara hayrandır, açık gösteriyordu.Yalan da değil hani.Anne babası ayrı bir çocuk olduğum için,bana her daim baba kavramı farklı gelmişti.Ee babamla beraber yaşamamıştım,baba figürünün ben de oluşması zordu.Ama etrafıma baktığımda fark ettim de babasıyla büyüyen,tabiri caizse babasına nazı geçen çoğu kız çocuğunun bile babasına karşı mum durduğunu açık açık gördüm.Ee hani kızlar babasına daha yakındı.Hadi ordan! demişti.Sayın Freud Türk babalarını tanımamış kanımca. Anket sonuçları kız çocuklarının annelerine daha yakın olduğu,babalarına her hangi bir konuda açılamadıklarını açık 

Kızını dövmeyi tercih eden babalar,baba sevgisinin anne sevgisiyle büyümesini de tercih ederek kendilerini dünyanın belki de en güzel duygularından mahrum bırakıyor aslında.Babaların neredeyse tamamı benim kızımın asla ve asla sevgilisi olamaz diye düşünüyormuş.Vah garipler! Neden bu avuntu!Sevgilisi olan kıza sahip olmaktansa kızı olmamasını tercih edenlerin yüzdesini söylemiyorum bile.

Aynı mahallede büyüyen iki gencin birbirine olan aşkı, bir baba için gurur kaynağı iken bir baba için utanç kaynağı olabilirmiş.İlginç!Erkeklerde var olan kalp kızlarda yok sanırım.Tuhaf!Erkek evlat için gurur kaynağı olan bu kalp, bu aşk, kız evlatları için ölüm sebebi oluyor!

Kızların büyük çoğunluğu babasından sevgililerini ve dahası masum herşeyi sakladıkları için toplum giderek yozlaşıyor aslında.Ne alakası var demeyin.Eğitim ailede başlar diye boşuna dememişler.Ailesinde merhameti,sadakatı ve güveni gören bir bireyin yanlış işlere bulaşma oranı düşük.

Kızının erkek arkadaşını tanımaya değil,erkek arkadaşı olması fikrine alışamayan baba aslında korkak bir babadır.Normal bir erkeğin bile potansiyel sapık olma düşüncesini nereden edindi acaba?Kendisi de erkek olduğu için mi erkekleri bu kadar iyi tanıyor? Oysa bayanların erkekleri daha kolay ve daha objektif tanıdığını bilmiyor.

Kızının erkeklerle olan herhangi bir diyaloguna tahammül edemeyen bir baba aslında kızını kendi elleriyle yanlış ilişkilere ve yanlış ortamlara sürüklüyor.Kızını dövmekten korkmayan baba aslında onların ölümünden de sorumludur.Gazetenin 3.sayfa haberlerine bakmanız yeterli.Namus cinayeti adı altında kızını diri diri toprağa gömen baba hala aklımda.Lanet olsun!

Yasak olan her daim cazip gelir ilkesiyle yaşayan sonsuz genç kızımız ne yazık ki uyuşturucu,alkol ve fuhuş batağında sürükleniyor.Biraz araştırmak yeterli aslında.Dayak yiyen ve yalan söyleyen kızlarımızın asıl nedeni kimdir,nedir?

Hayır,babaları yargılamıyorum.Ancak yozlaşmaya başlayan toplumda baba figürünün her daim güçlü ancak merhametli olmasını istiyorum.Dayağın koruma olmadığı,gerçek gücün baba sevgisinden geçtiğini biliyorum çünkü.

Sadece %8.3 babanın kızıma güvenim sonsuz demesini istemiyorum.
Baskı ve şiddetin yol açtığı intihar haberleri yerine bizleri gururlandıran Türk kızlarını duymak okumak istiyorum.

Ve Yaradan kısmet ederse,
bir gün evladımın baba demeye layık bir babasının olmasını taa gönülden istiyorum.

23 Mart 2010 Salı

Özür Dilerim.Yazamıyorum Artık!


Son zamanlarda fena boşladım seni blögcan,biliyorum.Az önce bir dostun sözleriyle kendime geldim ama ne acıdır ki O'na da,Hayatımda yazmaya değer birşeyler olmuyor ki,dedim.Ya da buna benzer şeylerdi.Bilmiyorum.Aslında hayatımda o kadar çok olup bitiyor ki neleri,nasıl yazacağımı bilmiyorum.Kafam karıştı bilemiyorum.İlk kez yazamıyorum.Bu hale geldim.Kelimeler bana uzak geliyor.Cidden cümle kurmayı başaramaz oldum sanki ve tabii sıkıcıyım artık ya da bilemem.Sıkıldım.

Affet beni blögcanım,dostum...

12 Mart 2010 Cuma

Hayırlı Cuma'lar


Bugün içimde anlamsız bir kaygı var. Cidden zor bir gece geçirdim.Hayır,evdeydim amma velakin uyuyamadım adam akıllı.İçimde anlamsız bir ağlama silsilesi söz konusuydu.Birilerine bunu anlatmak istedim ama yapamadım.Nankör değilim,beni seven ve saat kaç olursa olsun beni dinleyecek dostlarım şükür ki var!Ancak kimseyi rahatsız etmek istemedim.

Kendimi yattığım yatağa,odaya yabancı hissettim.Hatta kendime yabancı hissettim.Onları özledim.Ansızın ağladım.Bilmiyorum ama öyle.Sonrasında sabaha dek bir o yana bir bu yana döndüm durdum.Sabah 06.00'ydı tam aniden kalktım.Nedense uyandım,hemen telefonu aradım,sanki bir yerden telefon mu bekliyordum.Beklemiyordum da ama uyandım.Kan ter içindeydim.Kombiyi de kapattığımı biliyordum ama anlamadım.Kalktım,rutin şeylerdi yaptıklarım.Sonrasında,uyuyamadım.

Bugün izinli olduğum halde,uyuyamadım.Oysa kaç gündür bünyem öyle yorgundu ki,uyumalıydım yapamadım.Dedim ya içimde tuhaf ve anlamsız bir kaygı vardı.Halen öyle...

---

Ve bugün Cuma...
O salak kadın programlarına inat,nice değerli hocalarımız Cuma fetvaları veriyor TV'de.Her zaman dini bütün bir insandım,hamdolsun!Ancak bugün nedense içimde daha bir O'nu hissettim.Son zamanlarda dinlediğim bütün ilahiler nasıl da güzelmiş,bugün bunu daha iyi anladım.O'nu düşününce,içimdeki kaygı gidiverdi.Rahatladım!Ağladım ve dua ettim!Beni kulluğuna layık görsün diye...

Bugün Cuma...
Rabbim hepimize hayırlı Cuma'lar nasip etsin!
Bol bereketinden hepimize ihsan etsin,nasip etsin!

8 Mart 2010 Pazartesi

Dünya Kadınlar Günü



Türkiye Cumhuriyeti'nde kadın; bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın yerde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır.  Kadınlarımızın her millette olduğu gibi, bizim milletimiz için de ne kadar yüksek önemi olduğunu söylemeye lüzum yoktur. Bizim milletimizde kadın eskiden bu önemi hakikaten en yüksek derecede kazanmıştır. Büyük atalarımız ve onların anaları tarihin, olayların şahitliği ile ispatlanmıştır ki, gerçekten yüksek faziletler göstermişlerdir. Burada birçok noktalardan sayabileceğimiz o faziletlerin en büyüğü ve en önemlisi kıymetli evlatlar yetiştirmeleriydi. Gerçekten Türk Milleti'nin bütün dünyada, yalnız Asya'da değil Avrupa'da bile büyük ezici gücünü göstermiş olması, görkemli savaşlar yapmış bulunması, hep böyle kıymetli ataların faziletli evlatlar yetiştirmesi ve daha beşikten çocuklarının ruhuna mertlik ve fazilet aşılaması sayesinde olmuştur. ( 1923 ) 

Bir toplum aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine ve medenileşmesine teknik bakımdan imkân, ilmi bakımdan da ihtimal yoktur. ( 1923 )

Bizim dinimiz hiçbir zaman kadınların erkeklerden geri kalmasını istememiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkek ve kadın beraber olarak ilim ve irfan kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim ve irfanı aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve ona sahip olmak mecburiyetindedir. İslâm ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kayıtlarla bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk toplum hayatında kadınlar ilim ve irfan bakımından ve diğer hususlarda erkeklerden kesinlikle geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir. ( 1923 ) 

Şuna inanmak lâzımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz herşey kadının eseridir. ( 1923 )
Kadınlık meselesinde şekil ve dış görünüş ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, kadınlarımız için şekilde ve kıyafette başarıdan çok, asıl başarı olunması gereken saha nur ile, irfan ile, gerçek fazilet ile donatılmasıdır. ( 1923 ) 

Mustafa Kemal ATATÜRK
 
 Laik olabilmek adına...
Kadınlar gününüz kutlu olsun...

4 Mart 2010 Perşembe

Nüansımız: Yaşadıklarımız

Nasıl başlayacağımı bilemeden başlıyorum yazmaya.Aslında yazacaklarım çokken kafamda, nereden tutacağımı bilemiyorum ve yazıyorum.

---

Son zamanlarda insanları ve dahası kendimi ölçer biçer bir hale geldim.Terazinin bir kefesine kendimi, bir kefesine de herşeyi koyup tartmaya başladım.Çevremde olup bitenlere ne kadar duyarlıyım ya da çevrem bana ne kadar duyarlı bilemeden devam etmeye başladım tartmaya...Hayır,durduk yere kendime dert,tasa,keder aramıyorum,böyle birşeye de niyetim yok!Belki zaman içinde yaşadıklarım belki de yeni yaşamın bana verdiği karmaşık haller beni bu noktaya getirdi.Bilemedim.Yazıyorum işte...

İnsanları ve dolayısıyla kendimi yargılamaya,onları ve kendimi algılamaya çalışıyorum belki de...
Bilimsel olarak düşünürsek,hepimizin kromozom sayısı ve dahası aynı.Beyin hücreleri ve dolayısıyla duyu organlarımızın ortalama algılama seviyesi de aynı.Peki bizi birbirimizden farklı kılan nedir? Yaşadıklarımız mı yoksa yaşayamadıklarımız mı?

Göz renkleri farklı olsa da gözyaşları aynıdır.
Bu sözle daha da şekillenebilir belki söylediklerim.Belki de daha da karışık hale gelebilir.Off anlatamaz oldum kendimi.Bu karmaşanın ve algılama sürecinde,herşeyi daha yoğun algılayan tek norm duygularım ve dolayısıyla hissettiklerim oldu.Etrafa bakış şeklim ve çizdiğim yörüngenin farkı ya da farksızlığına aldırmadan bazı bazı kendime kanar oldum.

Işıklar arasında,bir ışık da ben olmak isterken, farksız suretlere bakar oldum geçenlerde.Herkesin farklı yaşamlarına inat aslında ne kadar da "bir" olduğunu fark etmek zor olmadı.Renkler,dinler,diller,zevkler ve dahası farklı olmasına karşın durağan yaşamda herkesin aslında bir "ben" olduğunu anladım.Peki herkes bir "ben" ise, bizim nüansımız neydi? Yaşadıklarımızın aslında nüans'larımız mı? Maddiyattan ziyade manevi değerlerimiz...Peki neden herkes bir "ben" iken ben bazı bazı bu kadar yalnız hisseder oldum!

Bilmiyorum...Bilemiyorum...

Sonra düşününce aslında;varolan değerler ne olursa olsun,
Herkes aynı,fark yok!
Bencillikler,yalanlar ve sahte yüzler...
Maskelerle çevrilmiş arkadan vurmaya hazır eller...
İşte bunu yargılar oldum ben...
Umursamadan...
Yürek yarasına neden olanları...
Diyorum ya işte,yargılıyorum ve söylüyorum:
Herkes aynı,fark yok!

Öğretmen Olmak,Sabır Gerektirir

Peh çok şaşırdım.
Neye mi?
Haftasonu,pazar günü bir dersanede kendi mesleğimi ifşa etmekteyim.Biraz kendimi oyalamak ve evden çıkmak adına biraz da yarım kalan hevesimi tatmin etmek için.Cidden mutlu oldum.Ama bahsetmek istediğim mevzu bu değildi.

Çalıştığım bu yerde,ilkokula yeni başlayan öğrencilere,okuma yazma öğrenmeleri için de destek veriliyor.Şahsım da yardımcı olmaya çalışmakta.Dur dur konu dağıldı...
Anlatıyorum;
Haftasonu gittiğimde bir öğretmenimiz minnacık tıfıl bir kıza harfleri birleştirmeyi öğretiyordu,daha doğrusu öğretmeye çalışıyordu.Yavrucuk yapamadı,birkaç kez giderek ses tonunu yükselterek denedi öğretmen,ı ıh olmuyordu.Sonrasında, bir anda kızdı.Çocukcağız ağlamaya başladı.Bu sefer daha da hiddetle susması dikte edildi.İşte buna şaşırdım!

Zaten okul hayatı yeni başlayan bir çocuğa bu kadar sert yaklaşılmasına...
Ben SBS grubunun seviyesine inmekte çok zorlanıyorum,kabul ama ben lise ve üzeri seviyede eğitim verdim,zaten eğitim de okumadım ancak eğitimini sınıf öğretmenliği üzerine almış bir öğretmenin bu kadar sert olması inanın beni üzdü.

Hayır,şaşkınım! 
Neden mi?
Zaten sabır gerektiren öğretmenlik mesleğine,hele ki ilkokul seviyesindeki öğrencilerine hitap etmek yerine bir diktatör nidasıyla direktifler vermesine şaşırdım.
Hoş,geçen seneden beri ne tür insanlar,ne cins meslektaşlar gördüm ama minnacık bir çocuğun hevesini henüz yolun başındayken kırılmasına çok üzüldüm!
Ama tabii istisnalar kaideyi bozmaz!
Bu mesleği sabırla ve özveriyle yapan bütün meslektaşlarıma ve tabii hürmetli öğretmenlerimi saygıyla anıyorum...
Related Posts with Thumbnails