28 Şubat 2010 Pazar

Işık Olmak

Şimdi karanlık odamın penceresinden yağmurun esir aldığı Ankara'ya bakıyorum.Her yer ışık...O kadar çok ki ışık, sanki karanlığa inat herkes birer ışık yakmış.Her zaman merak etmişimdir,caddeler boşken ya da tenhalaşmaya meyilliyken sokaklar,insanlar kendi ışıklarında neler yapar diye? Acaba benim gibi penceresinden dışarıyı izlerken birisi böyle şeyler düşünür mü? Acaba şu an kaç kişi ben gibi Farid dinler ve bunları düşünür? Tabii bu sorular uzar da uzar,sonu gelmez ki soruların.Zaten hepimiz bir sorunun içinde yaşamaz mıyız? Bir sorunun içinde kalarak ve belki de soruya dayanıp kendi sorularımızdan kaçarak...

Bilmem...

Hani dedim ya ne zaman dışarı çıksam bir merak beni alır da götürür bir yerlere diye.Ama merak ederim işte.Olağan şehir yaşantısına inat varolan karmaşanın getirdiği ve ışıklarla gizlenen herkesin gizli dünyasını merak ederim.Acaba şu an kaç kişi ben gibi,ağlamaklı gözlerle saçma sapan fikirlerle hasıl olmuştur?

Bre...

Vakti zamanında İstanbul'dan döndüğüm bir yolculukta,uçağın camına dayanmış,yine an itibariyle yaşadığım duruma benzer bir duruma maruz kalmıştım.Durum mu neydi? Böyle hayatın anlamsız olduğunu hissetmek.Hani ruh sıkılması ya da iç darlanması denilen hal.Annelerin "La Havle de kızım,geçer gider" dediği ama binlerce La Havle denmesineİstanbul sen mi büyüksün ben mi? Halen bu soruya net bir cevap veremediğim için,konuyu kapamak isterim ancak şunu belirteyim, o vakit, O ışıklardan birisi de ben olacağım demiştim.Bre... rağmen,ağlamadan geçmeyen o irite edici durum. İşte o yolculukta cama dayanmış,boğazın ve İstanbul'un ışıklarına bakmış,kendi kendime hani Cem Yılmaz tiye aldığı sözleri söylemiştim,

Olamadım.Henüz...
Ankara'da bir ışık bile olamadım aslında.Bir ışığın altına sığınıp yine aynı gözlerle dışarıdaki hayatı izlemeye razı oldum, o kadar.Farid'in An Roozha 4 albümünden Beyaad Giti isimli parçayı dinlerken bu duyguyu nedense daha da ağır hissettim.Acıdı...En az Taghtam Deh kadar acıttı bu parçada...

Söz olmadan bir parçanın insanın içine bu kadar işlemesi ne tuhaf ama!Bir yerde okumuştum,Hüznün doruklarına kadar işleyen tek usta diyordu Farid için.Ne doğru!Her dokunuşta tınısı daha bir hüzünkar,daha bir hisli bre!Ve Taghtam Deh...Acıdı...Acıttı...

Neden bu kadar hüzünlüyüm bugün? Bilmem...Işıklar yüzünden belki de yağmur...Oysa yağmur beni mutlu etmez miydi? Özledim...Annemi,Canımı,Kardeşimi,Badem'i,Evimi...Gözlerimi kapatmak istemiyorum,sanki kapatınca bir anda süzülecek durmayacak gibi hissediyorum.Hissetmek de istemiyorum.Hisler acıdır.Acıtır...

Yaşadığım herşeye binlerce kez şükür olsun!Acı ya da tatlı ne varsa hayata dair bana birer kazanç,bilirim.Ama bu hüzünlerinde bir sonu olmalı breh!Hüzün aslında insanın doğasında var ama çıkmasın biraz.Işıkların altına saklansın da görünmesin.Ya da görmeyeyim...

Tını...
Sessizlik...
Yağmur...
Farid...
Özlem...
Işıklar...

Özledim işte...
....

Veda

VEDA!
Zülfü Livaneli'nin senaryosunu yazıp yönettiği güzel yapıt...
Gerek kaliteli görüntüleriyle gerekse muhteşem kadrosuyla beni benden alan film...


Eğer sözlük yazarı olmaya devam etseydim, bunları ve dahasını yazardım.Şimdiye kadar çok film izledim türüne ait ama nedense bu filmde beter hissettim.Paşam'ın gerek askeri gerekse sosyal başarılını zaten biliyordum ancak görsel açıdan birebir hissetmek beni mutlu etti.Tabii bazı zamanlarda kendimce kızdığım zamanlarda oldu.

Çanakkale Zaferi...
Atam'ın "Gazi" ünvanını aldığı o muhteşem başarı.Özellikle orada ki bir sahne fena depreştirdi beni.(Laf aramızda beni askerlere karşı olumsuz düşüncelere inat, o sahne ile tanıdığım,tanımadığım,sevdiğim,sevmediğim bütün askerler,özellikle piyadeler için,çok dua ettim.Fenaydı be!) Ve düşündüm tabii,biz nasıl almışız,kaç Atam'ız nasıl şehit olmuş da,bu vatan nasıl kurtarılmış da sonrasında şu an işte, ne hale geldi,nereler alındı da satıldı?!Kemikler sızlıyor kemikler...

VE Fikriye Hanım,
Çok güçlü kadın tanıdım da aşkıyla güç bulan ve aşksız nefes alamayan nadiren kadın gördüm.Çok güzeldi!Aşk adına,Mustafa Kemal Paşa aşkı adına canına kıyabilen bir can...Allah rahmet eylesin...Ah Paşam...

VE Salih Bozok,
Bir kadının bir erkeğe duyduğu aşk ne kadar cesur ve kudretli ise, bir dostun bir dosta duyduğu sadakat da o kadar olurmuş,öğrendim...İnsan kendi canına,Mustafa Kemal'siz kalmak oksijensiz kalmak gibi,Mustafa Kemal oksijen gibidir, diyip de nasıl kıyabilir?! Bu durumu da oğluna nasıl bir metanetle anlatabilir...Şaşırdım...
Her sahnesinde soluk soluğa izledim.Yaşadım.Hissettim.Abartmıyorum.Hissettim!

VE cidden senaryoyu takdir ettim.Nedeni şudur;
Bazı kimseler Atam'ın haşa "ilahlaştırıldığını" söylüyor ya,işte bu filmde Paşam'ın da zaafları ve hataları birebir işlenmiş.İtiraf edeyim,dün söylendim,Paşa da olsa erkek,elindekinin kıymetini hafife alıp,kendisini üzeni tercih etmiş,dedim.

Latife Hanım...Salonda yapılan yorumları ve yükselen kahkahaları duymalıydınız.Şahsen ben de kendimi kaptırdım ve "Türk kadını,3 dilde bilse,yurt dışında eğitim de alsa,yine aynı yine aynı.Dırdır dırdır" dedim.Hayır,tabii Türk kadını olmaktan gururluyum ama inanın Latife Hanım'da tam bir...Neyse...Atam'da iyi sabır varmış da sağolsun Latife Hanım sayesinde kalp krizleri geçirmiş...Ay sinir oldum!

Ve özetle;
Bu filmle bir kez daha anladım ki sadakat,sabır,inanç ve sevgi herşeyin başı.

Herkes izlesin,izlemeli zaten...
Gerçekten güzel bir yapıt olmuş!Ellerine sağlık herkesin...
VE Paşam...
Nur içinde uyu!

26 Şubat 2010 Cuma

BUZ


Malumane Türkçe müziğe gönül verenlerdenim.Evet,kabul ediyorum;bizim pop,rock dahil olmak üzere bütün müzik türlerindeki şarkılarımız "acı" ağırlıklı!Sürekli bir isyan,sürekli bir sitem ve gözyaşı barındırıyor bünyesinde ama olsun seviyorum işte!Tabii asla ve asla yadsınamaz bir gerçektir ki 80's benim!

Öyle seçiciyim tabii.Eller havaya modunda coştuğumda oluyor,kendi kendime sitem ettiğimde.Korsanı desteklemesem de bazı zamanlar ben de download* ediyorum.Yalan değil!Ama artık iliğim kemiğim kitapevlerine öde öde kuruyor.Geçenlerde bir arkadaşla konuşuyorduk,kendisi bir müzikevinden,bıkıp usanmadan dinlediğim sanatçının albümünü almaya gideceğini söyledi.(Aha!Cümleye bak,hizaya gel!)
Bu sanatçı,Soner SARIKABADAYI! Her ne kadar kendisi "Bana da al yaaaa" dememi göz ardı edip cimriliğini gösterse de,cidden sevindiğim birşey söyledi!(Cimri diyorum,sebebini şimdi anlatmış olacağım!)

Cimri diyorum,çünkü single olan albüm,Korsana Hayır desteklemek adına 1TL imiş!İnanamadım,bilmiyordum,şaşırdım cidden.Ama çok da sevindim!Keşke dedim,her sanatçı böyle yenilikler yapsa da single da olsa orjinal ses kaydını bizlere bu kadar uygun fiyata tattırsa...

Gittim aldım!
Tabii yanı sıra sayın Soner Sarıkabadayı gibi,Mustafa Ceceli'nin de aynı şekilde bir işe imza attığını gördüm.
Sevindim ya!
Sizinle de paylaşmak istedim!
Hadi o zaman gidilesi ve alınası!
Ve size de bu şarkı armağan olunası!

VE,

Kim bakar ardına? Sen mi, ben mi?
Adın ne senin? Gül mü, diken mi?
Yana yana ben yandım
Benim adım korken
Senin adın buz mu
Söyle erimez mi ?

25 Şubat 2010 Perşembe

Gönlümdekini Hakkıma Hayırlı Kıl Yarabbim!

Çok geç oldu,biliyorum ama bu koşturmada diyecek söz bulamadım.

Canlarım!
Hepinizin mevlüt kandilini en içten dileklerimle kutlar,Yaradan'dan bütün dileklerinizin kabul etmesini dilerim!
Dilerim herşey hakkımızda hayırlı olur.
Dualarımız kabul olsun.

Sevgiyle,

21 Şubat 2010 Pazar

Dünyanın Çivisi Çıkmış!

Zamanın en iyilerinden biriydi Oscar Wilde.Klasiklere geçmek kolay değildir zaten.Ama sadece günümüz için değil, zamanında en iyilerindendi.Her daim etrafında birileri olurdu;sadece onu dinlemek için değil,ona dair birşeyleri görmek için dünyanın birçok yerinden insanlar gelirdi.Gerek zekasına gerekse zekasının verdiği o cilvelere tanık olmak çok önemliydi çünkü.

Düzgün kelimelerle,abartıdan uzak hayatın ironik yönlerini göstermekte de üstüne yoktu.
Bir Amerika gezisinde, gümrük memuru, "Ülkemize sokacağınız herhangi değerli bir eşya var mı?" diye sorduğunda, Nothing;but my genius!(Dehamın haricinde hiç birşey!) cevabını vermiş ve hayata ne kadar ironik baktığını göstermiştir.Belki de İngiliz burjuvasıykan,yoksulluk içinde ölmesi hayatın ironiden oluştuğunun ispatıdır.Kim bilir?!

Günümüz yaşamı ve özellikle kültürel yozlaşması için,bir Oscar Wilde zekasına daha ihtiyacımız var sanırım.Acaba günümüzde kullanılan bol ünlemli ve abartılı cümleleri görse,ne derdi Usta? Eminim kendi ironisiyle bol ünlemleri bir arada kullanır,herşeyi daha da tiye alırdı.

Şok!'larla,Son Dakika!'larla sınırlanan yaşam ne kadar gerçek,bilemiyorum.Gerçekten hayatımızın mihenk taşı bir sınır taşı mıdır, onu da bilemiyorum.Peki ya bu ünlemler çok mu önemlidir?! Sanmıyorum!!!

Ey kelime haznesi dar,ünlemleri çok olan halkım!
Biraz çaba harcayın ve kendinizi geliştirin!Alın hepinize benden bir Oscar Wilde hikayesi,içindeki ironiyi de siz bulun:

Vakti zamanında bir avcı varmış.Her gün ava çıkar,dönüşte aklın almadığı ama insanların zevkle dinlediği hikayeler anlatır,kendisi de bu anlattıklarının gerçek olduğuna inanırmış.Oysa hepsi yalanmış.Ama bir gün avlanırken,bir peri kızına rastlamış.Köye döndüğünde,köyde onu bekleyen köylüler ilginç birşeyle karşılaşıp karşılaşmadığını sormuş,avcı cevap vermiş:
- Bugün kayda değer bir şey yok!

Dünyanın çivisi o kadar çıkmış ki insanlar gerçek olmayan herşeye daha bir sahip çıkar olmuş.
Yazık!

Düşünün,Fransızların ünlü şairlerinden olan Paul Val
éry bile Magazin Dergisi ile ekmek parası kazanmış,yazdığı şiirler o öldükten sonra değer görmüş.Düşününce,bu dergideki herhangi bir yazı yazdığı şiirlerden daha dokunaklı!Yazık!

Belli ki zamanında başlayan bu safsata,sadece edebiyata değil,hayata bir tokat atmış.Olsun,halen kulaklarını,dilini ve kalbini edebiyata vermiş olan bizler varız.

Ben de çok kayda değer şeyler yazmadım ama birkaç kalbe hitap etsem yeter!

20 Şubat 2010 Cumartesi

Akışına Bırakmak...Bana Göre Değil!

Hayatımda hiç bu kadar tuhaf hissetmedim sanırım.Kendimi ifade edememenin verdiği rahatsızlıktan mıdır yoksa karşımdakini anla(ya)madığım için dağınık kalmamdan dolayı mıdır bilemedim ama bugün belki de uzun süredir ilk kez bocaladım.Anlamsızlıkların baş gösterdiği melun dünyaya narasıyla başlamış gibi oldum ama öyle efenim, bugün zorladı beni.

Şahsım her daim uzun cümleler kurmuştur.İfade yetisi az olduğu için değil,laf kalabalığı yapmadan daha net ve daha anlamlı olabilmek için belki de ama bugün ilk kez uzun cümlelerin aslında ne kadar boş ve anlamsız olduğunu anladım.Farkındayım,halen uzun cümleler kuruyorum.Amacım nedir?Anlatabilmek,ifade edebilmek kendimi...

Zamana ya da tabir-i caizse akışına bırakacak kadar değersiz değil hayat benim için.Hayatı önemsediğimden mi? Hayır canım ne alakası var?Kendimi önemsediğimden...Ama bugün anladım ki birini tanımak ya da kendini birine tanıtmak için acele etmeyeceksin.Aksi halde bıraktığın imaj terse tepebilir...

TERS mi teper? Aha teper be hacı teper...

---

Daha da yazılır mı yalnızlığın üstüne?
Yazma...
Sus ve akışına bırak...
Peh!

Virgül...

19 Şubat 2010 Cuma

Şükür!Huzur!

NE kadar yoğun ama bir o kadar da eğlenceli bir gündü!
Ah teşekkür ederim Hayat!
Şükürler olsun...
Huzur...

18 Şubat 2010 Perşembe

Ben Bugün

Seni dün'lerle,bugün'lerle ya da yarın'larla değil,zamana sınır koymadan zamansızlığın her anında seviyorum...
NoNeLeSS
---

NEDENSE bir anda romantiğe bağladım.Aha...Ben de ruh mu var breh! Ne romantikliği?
Bugün nedense içimde bir tuhaf duygu var.Yahu bu şarkı mıydı?Aman neyse:))
Bu arada bir arkadaşım (sanki birşeyleri anlattım da bu arada dedim ahaa:)) bana zıvıttır tıvıttır tivitter hakkında birşeyler sordu ama ben o siteyi anlamadığımdan bilmem dedim,işte o an kendimi garipsedim.Bunu söylememin anlamı ne şimdi söyleyeyim...

2 senedir özene bezene sevdiğim beğendiğim röfleli saçlarım artık kahve karamel oldu.Off off nasıl garipsiyorum kendimi.Sanki aynada bir başkası var! Aman ne büyük dert değil mi? Aman ne bileyim,iciğimi ciciğimi bilen sizin bilmesi gerekti sanki.

Ay kahvemi almadan gelemiyorum.Aşk-ı Memnu reklama girmişken bir çırpıda geleceğim...
Şimdilik kısa ara...

100


Selamlar blögcanlar,
Kimin doğum günü? Aha...
Kimsenin...
Ama beni izleyen,daha doğrusu beni izleyerek bana manevi desteklerini veren blogdaşlarımın sayısı 100 oldu!
Ayyy mutlu oldum...
Heyo:)

17 Şubat 2010 Çarşamba

Hepinize Bir Hediye: Siz de Hediye Edin!


Bilindiği üzere,bendeniz kampanyalara destek vermek için elimden geleni yapıyorum ama bu kampanyaya sizin cidden çok çok katılmanızı ve mümkünse,hatta ne oluuuuurrr, bloglarınızda bu kampanyayı paylaşmanızı istiyorum.

Kapanmaz yara olan KPSS...
İlla ki öğretmen olmak gerekmez ama di mi?!
O kadar oku,emek ver...Ama KPSS!
Sonra eğitim sistemi bozuk diye...
OFFF susuyorum yoksa ağlarım...

Bu linki tıklayın ve imzalayın!
Bu yüzden hepiniz mimlendiniz:))

Değişmez Gerçek: Anneannem & Dedem

Bedava yaptık koş koş...

Ah uleyn ah kulağımda çınısı var Ceyhun ve Kupacı Sevil'in...
Bedava mı?
Neden mi?
Anlatıyorum efem...
Tom&Jerry ikilisini bilmeyen ya da varsa hatırlamayan yoktur kanımca.
Bu ikili bilindiği üzere,hem çok fena düşmandır birbirlerine hem de deli gibi severler birbirlerini inceden inceye.(Redife bak:))
İşte bu ikili gibi anneannemle dedem...
Allah'ım çıldırmaya 5 kala gözlerimi açıyorum yeni hayat sana...

Bedavadan stand up yapıyorlar da farkında değiller...
Dedem bir yandan anneanneme cadı kadın diye dursun,anneannem dedeme aldırmadan benim minik oyuncağıma,netbukuma,ironik cümleleri yağdırırken,Rus mu bu desin,mesenedeki fotoğrafları canlı sanıp tüüüü utanmazlarını çeksin,ardından da beni unutup bastonlarıyla birbirlerine girsinler...

Acaba yaşlanınca biz de mi böyle olacağız?
Bilmem ama bu soruyu soran herkes böyle olmuş.Rabbim uzun ömür versin onlara ancak biraz sukünet beyler bayanlar...

Ben de bir çadır kurup gideceğim...Geleli 1 gün bile olmadan nefes almak istedi bünyem...
Ama bilmiyorum...
Dedemin dokunma VÜRÜS sana bulaşmasın dediği,Hindistan'ın nüfusu kaç,kaç kişi müslümanmış,sen nasıl bulamazsın google'a yaz be evladım tümcesiyle beni şaşırttığı,anneannemin eskilere değinerek burnumun ucunu sızlattığı bu anları kaybetmek istemem.

Rabbim hepimizin,büyük küçük herkesini korusun...
Duygulandım.
Oysa şikayet edecektim sizlere...
Cümle nasıl...
Büyük küçük herkesini...

---

Herkes bilir ya...Anneannem o cadılığına rağmen,hakkını ödeyemem...
Özel yeri...Dedemi de severim ama anneannem!
Of sustum...
Sus...

Bir Mevsimin Acı Gerçekleri

 
""Bir tek dileğim var mutlu ol yeter” sözünün
bir kamyon yükü
anlam taşıdığı günlerdi

Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
Ankara’nın
Ankara’nın sonbahar yaprakları
ayvalar sarı
hüzünler olgun
yaz yorgunu gövdeler serili betonlarda

Ben yanımda çok acıklı
epey yol üstü sözler getirmiştim.
“Sanki terk edilmiş bir viraneyim
her yanım dağılmış yıkılmışım ben”

Okul önlük mevsimi
ve kaplanması kitapların
cumhuriyet gazetesiyle
bir ön beslenme çantası kompleksi
malum şu otlu peynir meselesi

Saçlarını süt mısırı örgü yapmış
bir al yüz koca göz görüyorum.
Sanki o tehlikeli yolun başındayım
Aşk’a geliyorum!
ama yanıma hep
köy zılgıtlı sözler almışım
arabesk kalıyorum
her kent soylu aşkın karşısında
“Bir kulunu çok sevdim” diyorum
“O beni hiç sevmiyor” diyorum
“Kalbimi ona verdim
artık geri vermiyor” diyorum.

Yılmaz ERDOĞAN

Bir alıntı ile başlamak istedim...Nedense bu şiiri daha doğrusu Yılmaz'ın yorumunu pek severim.Her ne kadar kendisiyle frekanslarımız farklı kanallarda bir olmasa da...
Kahvemi aldım,sonra döktüm hatta...Aman ya...
Dedim ama di mi az önce herkesin kendi evi diye...

Bugün Sakarya'daydım.Yine Tekel Çadırları'nı gördüm.Tuhafsamadım ne garip.Hatta kendi kendime söylendim.Sakarya'da herşey aynı.Değişen birşey yok.Hayret,Tekel işçilerini bile nasıl benimsemişim,umursamadan belki de bakarak geçiyorum vay halimize dedim.

Aslında yorum yapmayacaktım ama kan ağlıyor vatan kan...
Allah'ım...
Cidden kan ağlıyor...
Ankara işte...
Değişmez gerçek...

Elimde Kalan Bir Fotoğraf Bile Yokken...

Başlığına ve eklemem gereken fotoğrafa karar veremeden başlıyorum yazmaya...
(Resim ile fotoğraf arasındaki farkı bilmeyenlere,bilmedikleri için de her görüntüye resim diyenlere kıl olduğumu söyledim mi ben? Aha...Ne uzun bir cümle:))
Efem bendeniz şahsen bizzat geri döndü,yoğun oldu ama döndü.
Mersin'e belki de uzun bir iç çekişle belki de bir süreliğine veda ettim ama içim cız cız ediyor.Arkamda kalanlar...
Hele Badem'in o asansörden zorla inerken çıkardığı ağlamaklı sesin tınısı ve Beni Bırakma dercesine elimi yüzümü yağlaması...Off özledim ulen!
Ama söz! Evimi tutar tutmaz Ankara'da ilk işim oğlumu yanıma almak...Zaten ilk izinde onu ve canlarımı görmeye gideceğim...

An itibariyle anneannemde kalmaktayım.Her ne kadar anneannem de olsa,hatta dedem ve anneannem gibi 2 kişilik bir evde olsa kendi evim gibi olmuyor.(Şaşırtıcı ama üniversiteye gittiğim ilk günlerdeki tuhaf burukluğu yaşıyorum an be an...)Ama o kadar mızıldandıktan sonra,şikayete hakkım yok!Hayırlısıyla şu eğitim aşamasını da geçersem vay vay vay...

Bugün ilk gün sayılırdı,hoş,sadece gittim ve geldim ama ilk gün be...
Israrla saçlarımı söyledi şef yardımcısı...Sinir oldum...
(Efenim sarı platine tilt mi oluyor beyzade anlamadım ama yarın saçlarım kahve tonlarına dönüyor...Breh!Ama zaten dip boyası gelmişti hiç de üzülmüyorum...Nasılsa istediğim vakit o saçlar röfle olacak hıh!)

Ah birazdan eski günlerdeki gibi elime bir fincan kahvemi alıp devam edeceğim...
Ah güzel Ankara...Özlemişim...Ama itiraf ediyorum Ankara'ya olan özlem özlediklerimin yanında anlamsız...
Ama yine de otobüsün o berbat havasız haline ve o sıcak sıcak duran iç temasına rağmen dışarının o buruk soğuğuna alışmış gibi özlemişim...

Birazdan geliyorum...
Yorumlarımı ne ölçüde yapacağım bilemeden...
Ara..:)

16 Şubat 2010 Salı

Bir Ben Eksiktim Ankara'da,Geldim!


Ve efendim geldim...
Artık blog alemine geri dönüyorum.Bugün birkaç saat önce Ankara'ya geli geli geliverdim.Artık içimi tabir-i caizse kusacağım.Aha...Ne iğrencim ama di mi? :)
İçimde tuhaf bir hissiyat söz konusu ama...Evimi,ailemi...Gurbet ellerdeyim annem...

Yol yorgunu bünyem sizden müsaade istemekte...Ancak ne demiş Kadir Baba, Dönüşüm Muhteşem Olacak! Aha...

İyi geceler canlarım...

7 Şubat 2010 Pazar

2 Ay Oldu!Ama Döndüm!


Peh ne çok zaman oldu!

Bütün sitemlere razıyım,haklısınız ne deseniz...Sizi merak da koydum.Hatta kiminizi aşırı merağa maruz bırakıp telaşlandırdım ama inanın net'e girmek için fırsatım olmadı,dahası fırsat yaratamadım.Bitmek bilmeyen iş görüşmeleri ve bunlar için leylek misali yollarda olan bünyem dayanamadı ve hasta oldu.Uzun sürdü ama iyiyim artık.Ee yorgunluk fazla ağır geldi demiştim bir çok kez ama şükür iyiyim!

Yazacak,konuşacak ve hatta okuyacak o kadar çok şey var ki...Ama "bismillah" ile startı verdik.Aha...Post-modernize edilmiş bir çağın adamıyım ben,dinimle ileriye mi bakıyorum.Bu bir iç sesti,aldırmayın:)

2 ay mı oldu peh! Affola dostlar...Şu kısa ama bir o kadar uzun sürede herşey daha farklı...Artık daha optimist oldum.(Bu arada Atatürk Araştırma Merkezi'ne selam olsun,doktorlar çok yaşayın!Ne alaka breh!Olsun be saçmalamayı özledim!:))

ÖZLEDİM AMA CİDDEN!SİZLERİ HEPİNİZİ...

Yavaş yavaş kenetlenen dilim açılacak...Çok doldum,sizleri yine "saçmalıklarımla" doldurmaya başlayacağım...

Aaaa iş görüşmeleri mi ne oldu? İşi aldım! Burdan haber vermek saçma oldu ama arayıp soramadığım duyan duymayan herkese selam olsun...İşi aldım,hamd olsun...Artık ikametgah adresim;Ankara!15'i yolculuk yeniden,yeni bir şehirde,yeni yaşam...

Ay...İşte böyle...
Ben var ya...
Aha...

Hoşgeldim:))
Related Posts with Thumbnails