23 Ekim 2010 Cumartesi

Yürekler Kirlenmesin Diye,Okuyun!


Kiminin kalemi silgisi yok, kiminin boyası çantası yok.
"Okumak Onların Da Hakkı" dedik ve bu eğitim yılında da okullarımıza ulaşmaya, 
çocuklarımızın eğitimine katkıda bulunmaya devam edelim istedik. 
Hepimiz taşın altına elimizi koyalım istiyorum. Sizden para pul istemiyoruz. 
Sadece defter-kalem istiyoruz. 
Göndereceğiniz kırtasiye malzemeleri ve okuma kitapları ile belki doktor, yazar, 
ressam yetişmesine destek olacaksınız. 
Unutmayalım ki bilinçli, eğitimli insanlara ihtiyacımız var. 
Ancak o zaman kim ne derse, ne yapmaya çalışırsa çalışsın bu birlik bozulmaz.
 Aşağıda iletişim bilgileri yer alan okullarımız ve öğretmenlerimiz bulunuyor. 
Öğretmenlerimizle irtibata geçerek malzemeleri adreslerine yollayabilirsiniz. 
Öğretmenlerimiz de öğrencilerine uygun bir şekilde dağıtacaktır. 
Haydi arkadaşlar elimizi taşın altına koyalım. 

Mercan Habib Boz 
PATNOS KEREM ŞAHİN İLKÖĞRETİM OKULU 
Sanayi Mahallesi , TOKİ Evleri Yanı PATNOS/AĞRI
TEL:0472 6161564

Mehmet Eroğlu
Erzurum Karayazı Karakaya İlköğretim Okulu 
gulnar_mehmet@hotmail.com
0536 617 00 22

Engin Öğretmen
ŞEHİT UZMAN ÇAVUŞ CENGİZ TÜRK ANAOKULU 
Kazım Karabekir mah. Eski Bahçelievler Karakolu Binası 
Okul Müdürü Engin Tekinanğaç

0541 790 3210- 0472 216 55 11

2008'den beri aktif halde yürüttüğümüz kampanyalarımıza devam etmekteyiz.Facebook hesabı olanlar, "Okumak Onların Da Hakkı" diye aratırsa grubumuzu görüp bizlere katılabilir.Hesabı olmayanlar da Google'dan bizlere ulaşabilir.Amacımız,bizden destek bekleyen öğretmen arkadaşlarımıza yardımcı olabilmek,karınca kararınca desteğimizi hissettirmek.Neticede,Batı'da ya da Doğu'da nerede yaşarsa yaşasın,eğitim aşkıyla yanan her çocuk bizim çocuğumuz.Daha öncesinde "1 Kalem 1 Silgi" diye bize destek veren yüreklerle birşeyler yapmaya çalıştık,yettik yetmedik bilmiyorum ama devam etmeye kararlıyız!

Maddi imkansızlıklar yüzünden,eğitim alamayan ya da eğitim almak da zorlanan bir öğrenci olmanın ne demek olduğunu öyle iyi biliyorum ki...Gerek bunu şahsi bir hayalperestlik,gerekse beni cesaretini cahilliğinden alan bir idealist olarak görün ama ahdım vardı,boynumun borcu gibi belki de...

Sizden para istemiyoruz,sizden ihtiyaçlar doğrultusunda destek bekliyoruz.
Kampanyamıza katılmak isteyen olursa bana ulaşabilir,yukarıda öğretmenlerimizin adresleri ve numaraları mevcuttur ancak ihtiyaçları ve diğer gerekenleri sizlere söyleyebilmem için bana ulaşırsanız çok mutlu olurum.

Katılan katılmayan herkese yüreği için şimdiden teşekkür ederim.

Ama...

Destek verelim ama...Yürekleri kirlenmesin diye,insanları sevsinler diye...

10 Ekim 2010 Pazar

183 Alo Kadın Çocuk Danışma Hattı


Kadın ve çocuklara yönelik ihmal ve istismar olaylarına anında müdahale etmek için "183 Alo Kadın Çocuk ve Sosyal Hizmet Danışma Hattı" kuruldu. Kadının statüsünü yükseltmeyi hedefleyen hat, acil durumlarda ilgili görevlilerin müdahalesini sağlayacak.
Kadın ve çocuklara yönelik ihmal ve istismar olaylarına anında müdahale etmek gerekli psikolojik, sosyal ve yasal işlemlerin başlatılmasını sağlamak, kamuoyunu bu konuda duyarlı hale getirmek amacıyla merkezi Ankara'da olan ve Türkiye'deki tüm illerden gelen başvuruları cevaplamak üzere "183 Alo Kadın Çocuk ve Sosyal Hizmet Danışma Hattı" kuruldu.

Hat, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi'nin Kuruma tahsis ettiği özel bir hat üzerinden hizmet veriyor.

Bilgi veriyor, ihbar değerlendiriyor.
Hattın kurulma amacı, kadın ve çocuğa yönelik istismarın önlenmesi, kadınların toplumdaki statülerinin yükseltilmesi, çocukların yüksek yararının gözetilmesi olarak belirlendi.

Kadın, Çocuk ve Sosyal Hizmet Danışma Hattı'na korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili ihmal, istismar durumlarında bilgi verilip ihbarda bulunulduğunda ilgili müdürlük elemanlarınca kısa süre içinde yerinde inceleme yapılması planlanıyor.

Yapılan sosyal incelemeler sonucu, çocuklardan acil korunma altına alınması gerekenlerin Acil Valilik Oluru ile korunma altına alınması sağlanacak. Bunu izleyen süreçte çocuklarla ilgili koruma kararı çıkartılma işlemleri başlatılacak.

183 Hattı, neler yapabilir.

24 saat aralıksız çalışması öngörülen hat arandığında görevli elemanlar başvuruları alıp kaydetmenin ötesinde acil durumlarda derhal ilgili görevlilerin müdahalesini sağlayacak.

Hattın ayrıca başvuranların ihtiyaç duyduğu konularda bilgilendirilmesinin sağlanması, rehberlik yapılması ve gerekli hizmetlere yönlendirilmesi, sivil ve gönüllü destek ağlarıyla bağlantılarının kurulması gibi görevleri de bulunuyor.

Ayrıca, bu kapsamda gönüllü çalışma talepleri çocuk ve gençlik merkezlerine yönlendirilmekte, nakdi bağış yapmak isteyen müracaatçılara SHÇEK Genel Müdürlüğü'ne ait banka hesap numarası veriliyor.

Gönüllü örgütlenmeler de var.

Kadın ve çocukların ihmal ve istismardan korunması 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu uyarınca Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü'ne bağlı Sosyal Hizmetler Müdürlükleri'nin görev alanında bulunuyor.

Kadın ve çocuklara yönelik çok sayıda gönüllü örgütlenme de bu alanda sivil katılım ve çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyor.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Protesto Ediyoruz!

Bilindiği gibi 31 Ekim'de iptal olunan bir sınavımız var.Lanet gitsin ki emeklerimiz bazı vicdansız,şuursuz ve dahasını hakeden insanlar tarafından yok'a sayıldı.Bu yüzden biz öğretmenler sessiz bir protesto hazırlığı içindeyiz.Protestomuz kimseyi rahatsız etmeden,kendi rahatsızlığımız belli etmek.Bunun için Facebook'ta bir grup bile kuruldu.Bu gruba sizde katılabilirsiniz.İlla ki eğitimci olmanız gerekmektedir.Neticede bugün bize yarın size.Bu konuda duyarlı olacağınıza inanmaktayım.
Emeklerimiz umursanmadığı için, sorulara sahip çıkılmadığı için, kopyacılar yakalanmadığı için, ihmali olanlar cezalandırılmadığı için, fikrimiz sorulmadığı için, haykırışımız duyulmadığı için, hakkımız olan verilmediği için, stresli günlere mahkum edildiğimiz için, sınavın iptalini sorumlu kurumlardan değil televizyon kanallarından öğrendiğimiz için, kuru bir özür bile dilenmediği için, kopyacıların yerine cezalandırıldığımız için...Olanların bir daha yaşanmaması için;

EĞİTİM FAKÜLTESİ MEZUNLARI OLARAK 31 EKİM'DE SİYAH GİYİYORUZ!

26 Eylül 2010 Pazar

Bilinçaltını Alt Üst Etmek


Normal şartlarda kişisel gelişim kitapları okumam ben.Heo sıkıcı gelir,şunu yapın,bunu yapın,bunu deyin,vay efendime söyleyin işte şudur budur,hani terzi kendi söküğünüzü dikemez de millete akıl vermesi kolaydır ya,işte o hesap,ama bu kitabı okumaya başladım başlayalı,eğleniyorum ve "Aaaa ne kadar doğru diyor" diye düşünüyorum.

Genelde sıkıcı gelir gelişim kitapları,dili çok sıkıcı ve yavandır.Okudukça sanki kelimeler ağzımda büyür,okunmaz hale gelir ama Erdal Demirkıran o kadar akıcı bir dille yazmış ki,resmen kalakaldım.Sıkılmadan okunan ve dahası gaza getiren bir kitap.

Öncesinde bu kitabı bir arkadaşım söylemişti de okurum deyip kulak ardı etmiştim,geçenlerde D&R'a gittiğimde,indirimli kitaplara bakayım dedim,bakarken bu kitabı da alayım da bencilliğin doruklarında gezinen bir arkadaşa hediye edeyim dedim.Vazgeçtim sonrasında,bana ne ya,kendim okurum dedim ve başladım okumaya.Öyle cümleler var ki,öyle gerçekler ağzım msn smileysi gibi :O kalakalıyor.Secret yanında halt etsin diyor ve şiddetle tavsiye ediyorum.

23 Eylül 2010 Perşembe

Bir Yastıkta


Seni akşam ilk defa beklemek
Bütün yıldızları
Gökyüzünün tamamını
Bir ömür beraber paylaşacağımız anıları da getirmeni beklemek
Yemeği yapmış olmak
İçinde özlemin, içinde hasretin ve bir daha bırakıp gitmeyişin
Yarım ekmeğin yetmesidir bize
Bir küçük yoğurt alman gelirken, belki biraz meyve
Telli duvaklı ilk soframızın üstüne
Senin gelişini koymak önce
Çorbayı nasıl sevdiğini daha bilmemek
Daha bilmemek, birlikte bir kahve içer miyiz yemek bitince
Pencerelerde tutuklu kalmak
Sen gelirsin, belki misafir de gelir,
Karşılıklı oturup konuşmak ordan burdan
Her zaman baktığın gibi kaçamak bakman gözlerime
Tanıştırayım, eşim demen
Yüzümün al al olması,
martıların uçuşması saçlarımda
Hatırla
Benimle evlenir misin derken, bir şey olması İstanbul’a
Bir yerlerden denizin gelip omzumuza konması,
Bir kader çiçeğinin yavaşça aramıza sokulması,
Eğer istersen gelirken yanında hiçbir şey olmaması
Kapı çalması
Kapıda senin olman
Gözlerinde buradayım çiçekleri açması
İki oda bakla sofa
Bütün fotoğrafların tamamlanması
Yaz gelince kavun kokusu nasıl yayılırsa her yere
Yaz gelince üstten iki düğmesini nasıl açarsan gömleğinin
Yaz gelince denize karpuz kabuğu nasıl düşerse
Akşam sen gelince öyle yaz gelmesi gözlerime
Nasılsın bu akşama
İyiyim diyebilmek, sadece
Sadece senin yanında iyi olmak
Ne olacaksa senin yanında,
Ne gelecekse seninle birlikte korkmamak
Duvara bir çiviyi doğru dürüst çakamamana gizlice gülerken,
Değme ustalara değişmemek seni
Hiçbir pahaya alıp satmamak
Telli duvak
Yıllar sonra
Sararmış birkaç fotoğrafta nikâh masasını anmak
Bak bu Hayri Amca
Bak Nermin Yenge
Seni akşam ilk defa beklemek
Bütün yıldızları
Gökyüzünün tamamını
Bir ömür beraber paylaşacağımız anıları da getirmeni beklemek
Kapı çalması
Kapıda senin olman
Gözlerinde buradayım çiçekleri açması
İki oda bakla sofa
Bütün fotoğrafların tamamlanması
Bir yastıkta…

İBRAHİM SADRİ

Pencil Lead Art













Forward maillerden nefret ediyorum!

Hele ki şu "10 kişiye gönder,melekler seni korusun" şeklinde gelen mailleri.Öyle mail atanlara nasıl cevaplar yazıyorum,Allah başlara vermesin.Valla kendimden korkuyorum o zamanlarda.Neyse,konumuz bu değil.Geçenlerde bana bir mail geldi,yine forward maillerinden ama buna bittim resmen.Daha öncesinde gördünüz mü bilmem ama bunları sizinle paylaşmak istedim.

Bu arada,ben kalem & kitap delisiyim,doğum günümde hediye etmek isterseniz,hayır demem.Doğum günümü de beklemek zorunda değilsiniz tabi.

16 Eylül 2010 Perşembe

Çekin O Pis Ellerinizi

Artık bu kadar da olmaz diyorum.Şimdiye kadar elimden geldiğince siyaset yapmaktan çekindim bu sayfada ama cidden artık yetti.Haberleri izliyorum da şimdi,referanduma katılmama çağrısı yapan BDP,şimdi de çocukların okula gitmemesi gerektiğini kendine göre mantıklı sebeplerle boykot ettiğini anlatıyor.

Anayasal hukuka göre,bir insanın bireysel eğitim hakkını elinden almak en büyük suçlardan birisidir.Hoş,bizim ülkemizde kız çocuklarını okula göndermeyen sayısız aile var.Maddi sorunları da bahane olarak ortaya sürüyorlar ya deliriyorum.Kim ne derse desin,bu ülkede okumak isteyene eğitim hakkı tanınıyor.Okuduk da ne oldu,sayısız üniversite mezunu işsiz,geri kalanı da işsiz adayı diyebilirsiniz.Size sonsuz kez katılıyorum ama insanların hayatlarını bu kadar siyasi malzeme yapmaya kimsenin hakkı yok.

Dini,dili ya da farklı şeyleri kullanarak insanların "insan olabilme haklarını" ellerinden alanların insan olduğuna inanmak istemiyorum.Devletin eşit hakları vermediğini iddia eden,sonrasında eşitlik için,kardeşlik için ortalığı velveleye veren bu insan bozmalarını anlamak için de fikir yürütmekten yoruldum aslında.Aslında her şey o kadar ortada ki.İnsanları birer piyon gibi kullanan sonrasında,biz sizin için varız diyen zihniyetlerin eleştirdikleri kimseler gibi çıkar güttüklerini bilmek de ne acı!

Eğitim,sağlık ve diğer hukuki ve sosyal düzende Türk vatandaşı olan herkes aynı haklara sahipken,biz-siz ya da biz ve diğerleri diye toplumu ayıran bu zihniyetler şimdi de kendisinde hangi cüreti buluyorsa,parti olarak öğrencilerin 1 hafta okula gitmemesini tasvip ettiklerini ve hatta bunu rica(!) ettiklerini beyan edip insanlara bizim dilimizi okullarda öğretmiyorlar,bizi dışlıyorlar,bizi bıdı bıdı diye fikirlerini empoze etmeye çalışıyor.Fikri hür,vicdanı hür milletimin bu tür oyunlara gelmemesini temenni ediyorum ama artık yaşadığım ülkenin benim gibi düşünenleri bünyesinde barındırmadığını,hatta "evet" diyerek artık Türkiye'nin eski Türkiye olmadığını gösterdiğini biliyorum.Ne acı!

11 Eylül 2010 Cumartesi

Bizim eve bayram uğramadı.Kapımızı çalıp da şeker isteyen çocukları bu kadar özleyeceğimi söyleseler gülerdim.Ne misafir geldi ne de kapının önünde ellerini açmış,kocaman gözlerle bakan veletler.Zoruma gitmiyor da değil hani.Ne bileyim hani bayram deyince ardı arkası kesilmeyen misafirler,çay,kahve,kola servisi yapmak için koşuşturan kişiler geliyor aklıma da biz bayram için pasta,börek bile yapmadık.

Gerçi bayramlar uzun süredir böyle ama ne bileyim insan bayram deyince böyle insanların birbirini daha da önemsemesini bekliyor.Hoş,bayramlaşmaya gelen misafirler arasında akreplikleriyle ünlü akrabalar da var.Sahte gülücükleriyle ortada salınmalarını bile özlesem desem tuhaf gelir mi?

Ben gerçekten yaşlanıyorum of.

9 Eylül 2010 Perşembe


Her bayramda küslükler bitsin istedim.Olmadı.Ve ben öğrendim ki, her şeyin hayırlısı.
HUZUR DOLU BAYRAMLAR DİLERİM!!!

8 Eylül 2010 Çarşamba


Ne çabuk geçti bilmiyorum ama bu senede Ramazan bitti gitti.Rabbim oruçlarımızı kabul etsin.Bu kadar hızlı geçmesi inanın beni şaşırttı.Dün imsakiyeye baktığımda şaşırdım kaldım.Son kez sahura kalkmıştım.Hoş,uyumadım ki kalkayım ama.Son sahurumu ederken,hiç etmediğim kadar dua ettiğimi gördüm.Ansızın elim ayağım buz kesti,hayırdır inşallah.Dua ettim bol bol.Allah'ımın kabul etmesi umuduyla...

Bugün arefe ve ben bu senenin belki de son orucunu-belli ki ramazan ayındaki son orucumu açacağım.Kendimi nedense bugün O'na daha yakın hissediyorum.Oysa kulluk adına ne yaptım ki diye düşünüyorum.Annemin klasik sözleri vardır,eşeği de bağlasan tutar orucu,der mesela.Ve ben hep bunu sorgularım,gerçekten kulluk adına ne yapıyorum,bu oruçlar kabul oluyor mu diye.Niyet önemli derler ya hani,ben buna çok inanmam aslında.Hani adam niyetim temiz deyip her haltı yiyebilir ama aslında haklı sayılabilecek noktaları da var.Offf amma uzattım,bunlara nereden daldım yine?!

Velhasıl kelam,
Yaradan bütün dualarımızı kabul etsin!
Arefeniz mübarek olsun!

6 Eylül 2010 Pazartesi

Böylesi Daha Güzel

Sevgili Desperate Housewife mimlemiş efenim beni,sanırım birazcık moral olsun istedi.Teşekkür ediyoruz efenim!


Konumuz,Böylesi daha güzel.Sanırım birşeylerin nasıl daha güzel olabileceğini yazacağım.Teyteytey.

  • Yıllardır "onlu" sabahlara uyanmak herşeye bedel,"herşeyden daha güzel",
  • Kendimden önce,O'nu ve ailemi düşünmek "daha güzel",
  • Bazı dizileri yeniden yeniden izlemek "gerçekten güzel",
  • Saçlarım koyu renkli ve balyajlı halleriyle "daha güzel",
  • Haberleri öğrenmek için,gazeteleri okumak,onlara dokunmak "daha güzel",
  • Kitaplarımı kendime saklamak,onları değer bilmeyenlere verip,kırışmalarını izlemekten "daha güzel",
  • Eteklerin altına topuklu ayakkabı yerine converse giymek "çoook daha güzel",
  • Pembe allıklardansa bronz ışıltılı allıklar kullanmak "daha güzel",
  • Beraber battaniye altında,üstelik kahve içerken film izlemek "daha güzel",
  • Yağmuru izlerken çay içmek,yağmur altında yürümekten "daha güzel",
  • Limonlu yeşil çay "daha güzel",
  • Kırmızı ve bordo ojeler "daha güzel",
  • Ve bazen birşeylerin olmaması olmasından "çok daha güzel".
Güzellere doyum olmaz ama birşeyleri hissetmek daha güzel,benim gibi hissedenlere gelsin bu mim ancak ismen,

*Keyfe Keder,
*Cips Yiyemeyen Kız,
*Bad-ı Saba,
*Kendimce 'mi mimliyorum.

Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

Hangi yazımda hatırlamıyorum ama kokuların insan üstündeki etkisinden bahsetmiştim,sanırım koku ile ilgili bir mim'de.Gerçi birçok yazıda bu konuya değinmiştim.Vakti zamanında "education" derslerinde geçmişti koku ve insan üzerindeki etkisi.Hatırlıyorum da hepimiz heyecanla bizim üzerimizde etki yapan kokuları söylemiştik,kokuların hatırlatıcı özellikleri olduğunu vurgulamıştı hocamız.Öyle değil mi zaten? Bu kokular bizi mutlu da edebilir mutsuz da.Geçmişe bir anda hop alıp götürebilir.Bir parfüm kokusu mesela.Size eski iyi günleri hatırlatıp sizi duygulandırabilir ya da tam aksi olup size belli bir kişiyi hatırlatıp sizi sinirlendirebilir de.


Şarkılar da aynı etkiyi gösterir.Hiç ummadığınız bir anda,ummadığınız bir saatte ya da yerde,umulmadık anların en tepesinde sizi bir anda uzaklara götürebilir.Ne fena.Dün Cano'yla konuşurken alakasızca ona şarkı sözleri göndermeye başladım.Aklıma pat diye nerden geldiyse bir şarkı geldi,tabi sonrasında da devamı geldi.

Boşuna dememişti Rahmetli Zeki Müren,Çoktan unuturdum ben seni çoktan,ah bu şarkıların gözü kör olsun!
 
Aslında biz "unuturuz".Erkek ya da kadın,herkes unutur,zaman unutturmaz,biz unuturuz,bir bakıma hayatımızda olan kişi ya da kişilere olan alışkanlığımız söner ve biz yokluklarına da alışırız varlıklarına alıştığımız gibi.Dolayısıyla,unuturuz.Ama derinlerde bir yerde izleri kalır.Görüşmüyoruz ya da beraber değiliz diye hafızamızı da silemeyiz ya!Neticede zaten var olan birini ya da bir izi,bir şarkıyla aniden hatırlayıp,geçmişte ona karşı hissettiklerimizi de hatırlayıp hüzünleniriz.Anılar işte.Onları silip atamamıza neden olan şey anılar.Oysa anı olarak kalsalar belki daha anlamlı olur.Bilemiyorum.

5 Eylül 2010 Pazar

Kışın gelmesiyle dizi sayılarındaki artış da hızlanıyor.Son zamanlarda hangi kanalı açsam farklı bir fragmanla karşılaşıyorum,itiraf etmek gerekirse hepsini de izlemek istiyorum,tabi bu imkansız olacağı için,çoğunu internetten takip ediyorum.Bana dizi manyağı demeniz beni üzmez.Velhasıl kelam,30 Ağustos'da anlamlı bir fragman yayınlandı.Show Tv'de.Bir Başkadır Benim Memleketim müziğiyle bir ağacı gösteriyordu.Ağaca yaklaştıkça kırmızı beyaz kurdeleler görünüyor,sonrasında da ucuna asılı ASKER KÜNYELERi beliriyordu.O an işte koptum.Resmen koptum.Zaten ne zaman askerime,şehidime dair bir şey görsem,bir haber alsam fenalardayım.Aklıma bir anda,bir heykeltıraşımızın şehitlerimizin künyelerini astığı ve şehitlerimiz adına yaptığı anıt geldi.O anıt Ankara'daydı ama ben Beypazarı sanıyordum.Sağolsun Cano beni düzeltti.Anıt Kızılcahamam'da.Sonrasında,bu ağaçla alakalı haberleri araştırdım.




Heykeltıraşımız bu ağacın hikayesini şöyle anlatmaktadır:
"10 yıl önce kızım henüz 3 yaşındayken, tatil dönüşü bir mola yerinde yalınayak iki adamla karşılaştım. Kızımı bu adamlardan uzaklaştırmaya çalışırken, onların traktörle köylerine şehit cenazesi taşıyan iki köylü olduğunu öğrendim çok üzüldüm ve kendimden çok utandım onlar çocuklarını bizim için şehit verdiler bende kendi kızımı onlardan koruyordum, "Bundan çok utandım. ve şehit ağacını yapmaya o zaman karar verdim." 1980'den bu yana,vatan uğruna şehitlerimizin ailesine ulaşıp onlardan emanetlerini isteyip ruhlarını ölümsüzleştiren heykeltıraş eklemiş:"Bu ağacı dikerken çok düşündüm,çok ağladım, çocuklar birini sevdimi, birine aşık oldu mu?, Sevgilisi var mıydı?, Çocuğu var mıydı?,Bir işi var mıydı? Bir film seyretmiş mi? Bir sinemaya gitmiş mi? 21 yaşında gencecik bu çocukların isimlerini yazarken herkese bir hikaye uydurdum." Ben de benzer şeyleri düşünürüm hep.Biz için,vatan için,bayrak için canlarını gözlerini kırpmadan feda eden bu canların canları neler yaşıyor diye.


İtiraf etmek gerekirse özellikle,Kardelen Elif ismiyle tanınan Elif öğretmenin eşi şehit olduğunda Elif öğretmenin söylediği sözler ve kalleş bir pusuya kızını veren Uzman Çavuş'un sözleri etkilemişti:


Elif öğretmen,Size mi kaldı benim hakkımı savunmak.Ben de Kürdüm,kimi kimden koruyorsunuz,ben kızımı büyütüp babası gibi asker yapacağım.Elif öğretmen artık askeri liselerde görev yapan Teğmen Elif.


Uzman Çavuşumuz ise,Ben 15 sene doğuda görev yaptım,birebir çatıştım.Ama kızımı en doğuda değil,en batıda kaybettim.Bunlar ne Türk ne de Kürt olmayı başardılar.Bunlar sadece KALLEŞ oldular.




Dizinin esin noktası bu anıt işte.Ne yazık ki anıttaki künye sayısı giderek artıyor.Arttıkça inanın benim yüreğim parça parça oluyor.Bu acıyı hissetmek için illa ki bir askere yakın olmak gerekmiyor,hepimizin evladı onlar.Bir arkadaş şehit haberine ağlarken gördü de beni,sanki senin ailen,niye ağlıyorsun dedi.Ruhsuz!Son Şemdinli saldırısında verdiğimiz 11 şehit ile şuan son rakam ne yazık ki 6bin658!Allah'ım dahasından korusun!


Of kötü oldum!Rabbim her birini korusun!Canlarını ailelerine bağışlasın!

Dualarımızı Kabul Et Allah'ım!

Yaradan dualarınızı kabul,günahlarınızı af etsin.
Kadir geceniz mübarek olsun.
Dualarınızı bizden esirgemeyin.

Pazar Pazar

Gece uykusunun ne kadar önemli olduğunu,uyku düzenim giderek bozulunca daha iyi anlıyorum.Gereksiz kiloların  nedeni sanırım bu.İtiraf edeyim,ramazanla beraber kütlesel ağırlığımda artış oldu.Her gün aynaya bakınca moralim bozuluyor.Gece ye,yat,sonra da laf et ama ne yapayım,niyetliyim.Dün yine uyuyamadım,koltuğa şöyle bir uzandım,o ara uyumuşum,hatta geç de kalktım,dokunmamışlar sağolsunlar ama yine de resmen şapşa gibiyim.Uyumamak adına kalktım,elimi yüzümü yıkadım,kendime geleyim dedim.Bi de fena çok fena bir rüya gördüm,kabus aslında.Her ne kadar tabirinde,beklediğiniz haberi alacaksınız,istediğiniz fırsat sizin olacak dese de yok ben halen rüyanın/kabusun etkisindeyim.Kendimi fena hissettim.En fazla 10 saniye süren şu rüyalar/kabuslar nasıl olur da bir insanı bu kadar etkiler bilemiyorum.Biraz kendime gelmem gerek sanırım.


*Resmi izleyici sayım: 112 olmuş!Çok mutlu ettiniz beni,çok teşekkür ederim.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Nerden Nereye

Ben küçükken herşey daha mı anlamlı gelirdi ne?Hani her zaman geçmişe özlem vardır ya,hatta eski sevgilisi nemrut insanın teki bile olsa,yeninin birşeyi göze battı mı amanıııın eskisi ne kıymetlenirdi!
Annemin eski mikseri mesela,bir kere mikserin o dönen demirlerinden birisi hiç bir zaman yerine oturmazdı,kaç kere çalışırken fırladı da orayı burayı kirletti.Allah'tan kafa göz kırmadı.Değiştirme vakti gelip çatınca vay anam vay o mikserden kıymetlisi yoktu.Bir kere o ayrıcalıklıydı,annemin çeyiziydi.Vakti zamanında kimsenin yokken anneme Almanya'dan gelmişti.Çok iyi çalışırdı.Atmamak için çamura yatan annem son sinirini de benden çıkaracak ya,Zaten bozdun güzelim mikseri,sen kim,mikser kullanmak kim? Gören de F16 falan kullanıyorum sanacak,yok anacığım,lafı da söyledi ya,rahatladı hatun.Yeni mikseri kullanmaya başladıktan sonra,eski mikserin adı anılmadı ama bu kademeye biz çok zor şartlarda geldik.

Sonra biz akşam gezmelerine giderdik,herkesin evi o vakit sobalıydı,gittiğimiz yer samimiysek,kalırdık geceleri.Hele bi de yaşıt çocuklar varsa sorma keyfime.Nasıl sevinirdim.Tek çocuktum ben belli bir yaşa kadar çünkü.Tek çocuk olmayı hiç sevmezdim,kardeş isterdim.Oldu,şükür şimdi var bitane,bazı bazı tek çocuk mu kalsaydım diye hayıflanmıyor değilim,şaka!Allah korusun!O yüzden böyle kalabalık ortamları nasıl severdim,ben küçükken kuzenlerimi de severdim mesela,onlar beni sevmese de,onlarla hep çadırkurmaca*oynardık.Sonra,akşam yemeğinden sonra nedense aniden uyku vakti gelirdi,oysa anneler babalar nasıl şakırlardı.Gel de uyu!Zorla elime bir biberon verirdi annem hadi uyu.Uyuyamazsın ki kıkır kıkır gülerdik,anneler tilt olurdu tabi.Taki babalardan birisi evine o muhteşem aleti alana kadar: VHS!
Aman Allah'ım nasıl birşeydi o.Annelerin kurtarıcısı,babaların okey masasında rahat taş çalmalarını sağlayan o icat!Babamın en yakın arkadaşlarından biri aldı,bize de Minik Kuş diye bir çizgi film almıştı.Her defasında aynı çizgi filmi izliyorduk ama hep aynı heyecanla insan izler mi ya?Sanki ne olacağını bilmiyor gibi izlerdik,çıtımız çıkmazdı,izlerken de uyurduk.Çizgi filmde bir minik kuş vardı,annesini babasını hep üzerdi.Bir kış günü evden kaçtı diye başlardı macera.Sonu iyi biterdi tabi ama ben nasıl üzülürdüm o kuşa.Çocukluk işte,ne kadar masummuşum.

Şimdi düşününce mikserden VHSye nasıl geçiş yaptım ben de bilemiyorum ama sanırım beni her ikisi de mutlu ediyordu.Mikser ne alaka derseniz,vakti zamanında babamla aynı evde yaşarken,annem eşine o mikserle her gün farklı kekler,kurabiyeler yaptı.Babam gittikten sonra nadir yapmaya başladı.Öyle mutlu olurdum ki ben,eve her geldiğimde ev ev gibi kokardı,mis gibi kek,kurabiye.Sıcacık gelirdi evimiz,hani huzur dolu.
VHS içinde aynısı geçerliydi.O zaman 5 aile,5x3 şeklinde birbirine gider gelir,anneler ordan burdan konuşur,babalardan fırsat kalırsa okey oynar,babalarda klasik mevzuları eder ve bolca okey oynardı.Biz çocuklarda bilindik oyunlardan sonra,elimize verilen birer biberonla günü devirirdik.Mutluydum o zamanlar,gerçekten çok mutluydum.

*Koltuk yastıklarından,varsa kutulardan ve dahasından çadır yapılır,sanki adaya düşen ve çaresiz kalan insanlar gibi davranılırdı.90'ların Survivor'ı yani.

2 Eylül 2010 Perşembe

Senfoni

Önce sesin gelir aklıma
Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm
Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli!
Sonra cumartesi günleri gelir
Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum
Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak.
Kırk kere söyledim bir daha söylerim
Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte
Zamanımız apayrı bize göre
Yanyana olduk mu elele
Aç kalsak ağlamayız biliyorum.
İçim güvercinleri okşamış gibi rahat
Sen yanımdayken ister istemez
Geniş meydanlarda akşam üstleri
Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar
Sen yanımdayken ister istemez
Uzak ırmakları hatırlıyorum.
Arasıra düşmüyor değil aklıma
Yabancı kadınların sıcaklığı
Ama Allah bilir ya ne saklayayım
Yanında ihtiyarlamak istiyorum.

Turgut UYAR

Asil vs Adi

"Ayyy yalan söyleyemiyorsun" dedim az önce Cano'ya."Utandırma len" dedi.
Utanacak ne var ya!Bu ayıp birşey mi?Şu zamanda insanlar ayak üstü 247292* kez yalanı şakırken yalan söyleyememek bence alkışlanası bir erdemdir.Alkış kardeşime!
*Abartmayı seviyorum bazen,kabul! 
---
Öyle yoğun bir gündü ki yine,ordan oraya burdan şuraya gittik geldik.Hatta bir ara doktor beyi bile yokladık.Evet,ben hasta olmuşum blögcan.Eğer kendime dikkat etmezsem,Allah korusun,40'a geldiğimde felç geçirme riski varmış-ki normalde ben doktorların söylediklerini kulak ardı eden,millete ufak bir aksırmada bile doktora gitmesini söyleyen,kendi doktora gitmekten kaçan biriyim.Ama doktor felç deyince yusufladım.Vakti zamanında canım annem 2 kez felç geçirmişti,hayır,genetik değil,tamamen stres odaklıymış.Stresten uzak duracakmışım.Ama mümkün mü bu?40'a çok yok ne kaldı ki?!(Hüngür)
Açtım sayfayı,birşeyler yazmalıyım dedim ama aklıma birşey gelmedi.Ne yazabilirim,şöyle enteresan hani sükse yaratacak,beni tavan yaptıracak bir post.LoL!Sanki tek bir postla dünyayı kurtaracağım.Sonrasında,110 izleyici zirvesini görünce çok mutlu oldum.Oy teşekkür ederim 110!
Çocuklar duymasın,sucuklar yanmasın dizisini izliyoruz maaile.Şu gülme efektine kıl oldum!Gülme efekti yapmasanız biz güleceksek yine güleriz.Sosyal mesaj ağırlıklı dizi yine baymaya başladı,boşuna cover yapmışlar.Eskiye özlem her zaman mevcuttur ama Ata'lar boşa dememiş,Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı diye.Iyk hele şu Pınar Altuğ'ya kıl oluyorum.Hatun 7/24 solaryuma giriyor sanırım.Her daim bronz,her daim böyle suratında meleğim ben,meleğim edası var.Haspam biliyoruz seni!
Bugünkü sosyal mesaj konusu: Aldatmak!
Kimler,niye aldatır,nasıl aldatır?
Valla millet nasıl aldatır,kimler aldatır bilmem ama aldatan kendini aldatır.Çok mu klişe oldu?Olursa olsun ama aldatan harbi kendini aldatır.Bu temanın kocasını aldatan başrol oyuncularının dizisinde olması da ayrı bir ironi.
Aldatmak!Fena ya!
Bir cinse mal etmek de kötü aslında.Erkek de kadın da aldatır kardeşim.Hem de gözü kapalı.
Neden aldatır peki?
Bunun temel nedeni,bireyin öncelikle kendine olan güven e(zik)ksikliğidir.Birey kendini ruhen ya da fiziken eksik hissettiği için karşısındakine yalan söyleyerek kendini daha dominant,daha üst seviyede hisseder.Saçma mı geldi?Düşünün bakalım.Kimse alınmasın,darılmasın ama örneğimi bir erkek figür üstüne kurgulayacağım.
Bir erkek var diyelim,evli ya da bekar.Ama hayatında biri var.Kadın ya da erkek.Biriyle duygusal açıdan bir bağlılığı var.Hayatında biri olduğu halde,farklı ortamlarda tanıştığı kimselerle farklı ilişkiler kurmaya başlayan bu erkek,bir anda kendini basitten karmaşığa yalanlar silsilesi içinde buluyor.Yalanın ucu yok ya,ilk söylediği yalanı unutuyor.Sanıyor ki yalanına kendi inandığı gibi başkaları da inanıyor.Kendi inanıyor ya başkaları da inanıyor sanıyor.Cümleyi tekrar ettim,vurgu meselesi!Neticede fiziken ya da ruhen aldatıyor.Ama kimi?Kendisini!Karşısındakine kendini farklı lanse ederek,kendi kendini kandırıyor.Mevcut surette var olan hayatını inkar ederek,eldekini kaybetmemek adına ve eldekinden daha fazlasını hakettiğini düşünerek aldatmaya başlıyor.Oysa elinde var olan sıfır.Toparlayamadım sanırım.Ama anlatabildim mi?
Olayı farklı bir şekilde mi anlatsam?
Anlatamıyorum.Aslında örnekleri çoğaltmanın manası da yok.Herkes bir şekilde aldanıyor,aldatıyor aslında.
Gerçekten kaçarak aldanıyor,kendini aldatıyor.  
---
ASLINDA en fenası da kendisini aldatması,kendisini kandırması insanın.
Gerçekleri bildiği halde,kendini anlık mutlu edebilmek adına,belki olur ya şans döner umuduyla insan kendini kandırıyor.Fena!Anlık mutluluk diyorum,gerçek de bu zaten.Sonunun imkansızlığa ya da dayanılmaz acıya çıkacağını bile bile insan anlık mutluluk için,kendini kandırıyor.Fena!Hepimiz bunu yapıyoruz aslında.Öyle ya da böyle,iyi gelecek,iyi olacak diye kendimizi kandırıyoruz.Aslında bu ruhsal bir sorun bu.Tıp dilinde adı nedir bilmem ama benim dilimde adı,çaresizlik.
İnsan çaresiz kalmaya görsün,kaybedeceğim birşey yok diye,hep dener,yıkılsa da ayağa kalkar yine dener.Tokat yer,darbe yer,hatta dünya başına geçer ama yine dener.Çaresizliğini bile bile dener,aldanır,kırılır,yıkılır ama yaralarına rağmen yine dener.Bir daha nefes alamayacak sanır,yine dener,öldüm der,yine dener,çünkü o insan çaresizdir,cesur değil,çaresiz.Dürüst değil,çaresiz.Acınası bir haldedir,başkaları ne derse desin der,yine aldanır,yine yıkılır ama yine dener.Umut-suzluğa rağmen dener,benim halen umutlarım var der yine de dener.
Ama bu insan kendini aldatır,başkasını değil.Başkasını aldatan ise,doyumsuz,aç gözlüdür.O da kendini aldatır ama onun aldatışı ADİCEDİR,deneyenin ise ASİLCE!
Dürüst olmak gerekir bazen,kaybetmeyi bile bile cesur olmak...
Çok kaybettim,çok yıkıldım,çok aldandım belki de ama şükürler olsun ki ASİLCE ağladım,ADİCE aldatmadım!Şükürler olsun!Biricik Aşkım!Şanslısın!Şansım da sensin,bu yüzden kendin olduğun için,ben olduğun için daha şanslısın!
Öyle işte...

1 Eylül 2010 Çarşamba

Kıskandım

Ben burada yazdığımı sanarken,elin bloggerı bunu ve şunu başarmış!
Kıytırık bir template için günlerdir uğraşırken,el insanı atı almış,Üsküdar'ı geçmiş.Kendimi bir halt sanıyordum,fena bozuldum.Kıskandım ya!

Eşeğe Altın Semer Vursan Eşek Yine Eşek

Cidden artık yazmak istiyorum!
Üzerindeki üniformaya güvenip,kendini bir halt sananlardan nefret ediyorum!Allah hepinizi bildiği gibi yapsın!Sözüm üzerindeki üniformayı hakkıyla taşıyanlara değil tabi!
Sözüm üzerine geçirdiği çapıttan*güç alıp kendini bir HALT sanan o kişilere!
(Çapıt(Erzin/Hatay şivesi):Kumaş parçası,eski bez)

Bu haltlığı nedense,halkla iç içe olan polisler daha bir önemsiyor.Yine belirtiyorum,işini gururuyla ve yakışanıyla yapan polislere kesinlikle lafım yok,tenzih ediyorum onları ama dikkat ederseniz,polis teşkilatında kendini bilmez insan sayısı çok fazla!Sebebi de vakti zamanında "polis" görevine getirilen kimselerin mesleğinin ne anlama geldiğini anlamaması ya da halkın "polis bu ya,sataşmayalım,başımız belaya girmesin" nidasını çok kullanması!
Öncelikle belirteyim,polis ya da dahası,devlet memuru olan hiç kimse bulunduğu koltuktan,konumdan ya da üniformadan güç alarak,sivil halkın üzerinde baskı kuramaz.Bu ülkede bu tür olaylar daha kolay oluyor ama siz sustukça,diş çıkartmadıkça,mesleğini bilinçsizce yapanlar daha da arsızlaşır!


NE diyordum ben,he işte,son zamanlarda kendini bilmez polislerin sivil halkı nasıl tartakladığını izler oldum televizyonda.Yeni mezun,üniformayıgiydimdeadamoldum havasında bulunan 3 polis,sadece görevini yapmak isteyen güvenlik görevlisini kelepçeleyip dövdü.Sebebi nedir?Güvenlik görevlisi "oğlum" diye hitap edilmesinden hoşlanmadığını belirtti diye.Tabi ya kendisi bir halt oldu ya,güçlü ya,herkese oğlum da der,hacı da!Devleti temsil eden ey memurum,uslüba dikkat,"siz"ler nerede,siz'ler?
 

Dün de 2 polis memurumuz(!),otobüs dolu olduğu için durakta durmayan şoförü,başka bir halk otobüsüyle takip edip resmen linç etti!LİNÇ!

Tabi bu 5 polisin ve dahasının yaptığı terbiyesizlikler bütün teşkilata mal edilemez ama bu polislere karşı herhangi bir yaptırımın olmaması adaletli mi sizce?


POLİS OLMAK için belli şartlar aranırken,bu şartların içine insan sevgisini de katmak mümkün olsa keşke.Ama nerede?Son zamanlarda POMEM mezunlarının artmasına sinirlenen POLİS MESLEK YÜKSEK OKULU mezunu polis memurlarını okudum birkaç sitede."Biz 2 senemizi verelim,o kadar eğitim alalım,bunlar 6 aylık bir eğitimden sonra bizimle aynı konumda ama bizden daha üst kıdemle mesleğe başlasınlar!Bunlar ne anlar polislikten?" diyenler de var.Tamam,şuna hak veriyorum,2 senelik eğitim 6 aylık eğitime denk gelemez ancak 6 aylık eğitimi alan kişiler 4 senelik bir eğitimi tamamlayıp mesleki olmayan bütün dersleri halletmişler.Sicil olarak üst kademede olan POMEM mezunlarına kızmanın da anlamı yok.Sonuçta,önlisans ve lisans arasında fark var.Bu da illa ki sicile yansıyacak.


SON zamanlarda teşkilatın POMEM'e verdiği önem de bundandır.Teşkilatın,tabiri caizse,eğitim seviyesini ve kalitesini biraz daha yükseltmek.Okumak cahilliği alır,eşeklik baki kalır diyenleriniz olabilir,sonuna dek katılıyorum ama eğitimli eşekler,cahil eşeklerden bir nebze daha iyidir.Nihayetinde yakışmadı polisime,kendini bilmezlik yakışmadı.

Ülkesi için,canını veren polislerimiz...
YAZIK!

Dip not,halka sille tokat giren bu polis memurlarına ne yazık ki bir yaptırım yapılmadı,sadece mağdur durumda olan,dayak yiyen kişilerden şikayetleri alındı ve kendileri serbest bırakıldı.Ben boşa konuşuyorum gibi geldi.

Olmadı,yakışmadı...

Üniforma,bir insanın karakterini belirleyemez;mesleğiyle,bulunduğu konum ya da giydiği üniformayla kendi değerini belirleyen kişi ne talihsizdir ki,karaktersizlik onuın kaderidir.

01.Eylül.2010

Günaydın blögcan,
İtiraf edeyim yazmaya başlayıp başlayıp sonra yine vazgeçiyorum,uyku sersemliğinden mi yoksa aklımın haberlerde olmasından mıdır bilmem konuya nasıl giriş yapacağımı bilemedim.Bu arada küçükken haber izlemekten ne kadar sıkıldığımı düşününce hayıflanıyorum,küçükken derken,hani lise yıllarında.Dünyanın sadece benim etrafımda döndüğü yıllarda...Haberleri izleyen herkese karşı da "dahi" gözüyle bakardım.Oysa deneyince oluyormuş,bunca yıl boşuna "bazılarını" dahi sanmışım!

Neler oluyor bitiyor şu ülkede,nasıl beter haller var,şükürler olsun da yahu bu olanlara dur diyen kimse yok mu acaba?Cidden merak eder oldum artık,hani her gün farklı farklı sosyal sorunlar ortaya çıkıyor da acaba başka bir ülkede de bu kadar farklılık farklı günlerde değil,aynı gün içinde çıkıyor mu?Gerçi geçen gün şaşırdım,komşumuz Yunanistan'da da kadroyu alamayan sözleşmeli öğretmenler Eğitim Bakanlığı önünde eylem yapıp polislerle birbirine girmiş.İlahi Yunanlılar,lokum,baklava derken,şimdi de eylemlerimizi mi çaldınız?Çalmayın,sizin olsun efendim bu eylemler...

Alıştık ama...
Öyle böyle alıştık.

Ve unutmadan,SihirliEller sesimi duyuyorsan,bana seni soran sanırım 4.blogger.Yeni adresinden bi'haber seni soruyorlar,meraklarını nasıl giderirsin bilmem ama durumu bilesin!Bir blogger için bundan daha güzeli var mıdır acaba?Merak edilmek...Acaba beni kaç kişi merak ediyor,bir elin parmaklarını geçer mi?

31 Ağustos 2010 Salı

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim boz bulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim....

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Secret!Çok İstedim,Olur Mu?

İnat ve ısrarla bu konuya değinmeyeceğimi söyledim ama bugün güzel bir haber aldım,daha doğrusu,canmeslektaşımla konuşurken alt yazı ile kendimi(ze) geldik.Mevcut surette yarın yapılacak olan öğretmen atamaları ertelendi.Yuppi!Oley!

Biliyorum,iptal olmadı ama hani insan ertelenmesinden bile umutlanabiliyor.Belli mi olur yau,ertelenen sınav,iptal olur-aslında olmasını istemiyorum,hangi kafayla gireceksin bu sınava ama-belki puanlar yeniden hesaplanır ve sapan standart sapmamız eklenir.Ha,neden olmasın!Vay be!Oldu la oldu,Secret* da yapmadım oysa,40 kere söylesem acaba farklı şeyler de olur mu?Ama bu sene cidden çok istedim,bu sene mesleğime dönmeyi fena istedim!

Çorbam kaynadı benim,mecaz anlamda kullanmadım,iftara az kaldı,çorbam kaynadı,darısı pilava,ben şimdilik izin istiyorum.

Secret ya!
Virgül...

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

GURURLA VE ONURLA
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!
---
SANA OLAN ÖZLEMİM HER GEÇEN GÜN ARTIYOR ATA'M!
RUHUN ŞAD OLSUN!

29 Ağustos 2010 Pazar

Ait Olmamak

Kendimi bir yere ait hissetmiyorum!

Ne demek bu?!
Kendimi,bu dünyaya,yaşadığım topluma ve hatta "evime" giderek yabancılaşıyor gibi hissediyorum.Aslında bir yere ait olmamak diye birşey yoktur,söz konusu olan hissetmemektir.Cehennem azabı gibi başlar,sonrasında uyuşup,düzeltiyorum,alışıp gidersiniz.Aman benim için herşey aynı,değişen birşey yok demeye başlarsınız.Sorun mudur değil midir bilemem ama insana kendinin yapabileceği en büyük işkencedir,böyle ceza olur mu?

Tam bir yere sığamamak...

Nasıl da zordur aslında.Herşeyden,herkesten uzaklaşmayı umarak yaşarsınız içten içe.Herşeyi arkada bırakmayı umarak kaçma isteği...Oysa ne kadar kaçarsan kaç,kendini bir yere ait hissetmedikten sonra yerin  ya da bu kaçış isteğinin önemi var mıdır?

Evde eve ait olamazsın,uzaklara gidersin,hayatındaki figürler ve ortamlar değişir,yine de bunlar sana tanıdık gelmez.Daha da uzağa kaçmak istersin,kaçarsın belki de.İlk zamanlar iyi gelir,ama sonrasında uzaklar da dar gelir.Herşey daha yabancı görünür.Ailen,doğduğun,büyüdüğün ev bile senin değildir sanki.Her yere yabancılık çektiğin için,nefes alamadığın için...Kıvranıp durursun!


ASLINDA bunu hissetmek ilk zamanlarda kolay değildir.Böyle damağınızda buruk bir tat kalır,anlam vermeye çalışırsınız,nedir ne değildir kavramak zordur.Belki de insan kendine itiraf edemez bu duyguyu.Ama işte bu duygu çok yıpratır!

İşte ben böyle hissediyorum son zamanlarda.
Bir yere ait olamamak...
BELKİ de,varolan düzeni terketmekten korkmak...

Daha öncesinde de demiştim,sanırım kendi düzenimi kurana dek her düzen bana aykırı,her düzen beni sıkıyor.Geçecek diyor bi DOST,geçecek mi?Geçer elbet...

Ben bir yere ait değilim,peki ya siz?

Çelişki-En Büyük Karmaşa


Az önce söyledim ya Ankara bana hem iyi geliyordu hem de kötü.Nasıl bir çelişkiydi Ya Rabbim!Böyle bir durumu izah etmek bile öyle zor geliyordu ki bana.La bana herşey ne zor geliyor aslında,ben ne kadar acizim dediğim anlarım o kadar çok ki...Ama neticede yine,en başa dönme pahasına da olsa,canımı acıtsa da denemeye devam ediyorum.Zaten hepimiz denemekten vazgeçmemeyi nasıl da öğrenmişiz!Vay bize vaylar bize!

Kaçıp kurtulmak ve varolan stresi ve dahasını bırakıp gitmek istiyordum ama yapamıyordum.Cesaret edemiyordum.Nedensiz!

Hiç canınızın acıyacağını bile bile birşeyleri göze aldınız mı?

İşte benim durumum buydu!Canım fena sıkılıyordu,fena!Ama inadına direnmek...Direndim!
Şükür o kötü günler,kötü anlar ve kötü hisler gitti bir nebze!Bana iyi gelen Ankara'yı yağmurlarıyla bıraktım,kötülükleri,kötü yürekleri siler mi acaba o yağmurlar?!

Şimdi durum farksız mı acaba?Bilmiyorum ama daha iyiyim.Evimde ve sevdiklerimle beraberim!Kendimi bu eve ait hissetmiyorum*,bunu biliyorum.Kendi düzenimi kurana dek böyle olacağını da biliyorum ama daha iyi hissediyorum.

Ama yine de söylüyorum,kendimle çelişiyorum ve söylüyorum,bana iyi gelen beni en üzen bazen...

Size de soruyorum,hiç böyle hissettiniz mi?

Hayat!Akıp Gider!


Uzun zamandır yoktum ortalarda,dün enkazın içinden birkaç kelam etmek istedim,yazmayı unutmuşum fark ettim,hayıflandım.Ama dün duygularımı ifade edemeyecek kadar yorgundum aslında.Aslında bugün de yataktan resmen sürünerek kalktım.Allah kabul etsin,niyetliyim,niyetten ötürü yapılan sahurlar,uykumu değil,bünyemi parça pinçik ediyor.Bu yüzden sürünüyorum resmen.Suratım resmen limon satıyordu,hani meymenetsiz deseniz hiç de alınmazdım sanırım.Sonra işte aniden gökyüzüne baktım,öyle mavi,hani böyle mis mavi,bebek mavisi,can mavi...Öyle parlak ki...Dedim,N'oluyoz la,kendine gel,hayat akıp giderken arkasından el sallama!O halde bile bunları dedim,harbi!
Sonrasında,sevgili Glaskas'ın samimi yorumunu görünce,daha bir mutlu oldum!
N'aptım olmadığım bu süreçte,en son Ankara yolları taştan nağmeleriyle gezinmiştim blogumda.Evet Ankara'daydım!-dım diyorum çünkü görev yeri değişti ühüüü!


Efenim neler oldu bitti,gözden geçirmem gerekirse,çok şey oldu!
 
ANKARA'da bulunduğum her gün,aksiyon filmlerine taş çıkarır değerdeydi aslında.İş hayatının getirdiği yoğunluk ve yorgunluğun yanı sıra,özelin verdiği ağırlığın yanında hiçti!Özlem bir yandan,aile içi çatışma bir yandan yedi bitirdi beni!Buna rağmen,ANKARA'nın o yağmurlu havası bana iyi geliyordu.Özellikle haftasonları içilen çaylar ve atılan tavlalar...Değme benim keyfime!Özledim mi ne?!

Ama ne olursa olsun insanın kendi evi olmalı!
Anneannen-deden ve dahası da olsa,akraba neticede!Büyüdüğün,yetiştiğin ortamın ve deneyimlerinin sana kattıkları ile kendini yaratıyorsun.Yarattığın sen'i belli bir süre sonra değiştirmeye çalışanlar olunca çatışıyorsun.Emek,vefa,hatır ve dahasının getirisiyle aklına yatmayan olayların bir arada bulunması insanı yoruyor.Yoruldum efenim!

ZATEN susmaya alışmıştım ama susmaktan ötesiydi yaptığım,artık çabalamam gerekiyordu.Güç mü bıraktılar Alla'sen!-Bunu da anlatacağım!-***

Velhasıl kelam,evimdeyim!Görev yeri değişti,ooooooh mu demeli?!Evimdeyim,ne hoş ama Ankara'yı özledim.Bana hem iyi hem de kötü gelen o anakarayı!Size de böyle oluyor mu?Herhangi bir meta sizi hem mutlu hem de mutsuz edebiliyor mu?Valla benim hayatımda buna benzer çok şey var,çelişkili hatunum vesselam... 

Tabi zaman geçiyor efenim.Sanki ben Ankara'dayken daha da hızlı akıp geçti.Eve geldim,herşey değişmişti sanki.Badem bey artık 16.ayının içinde mesela.Kocaman olmadı ama büyüdü.Tatlı ballı lokmalı birşey oldu!Oyyy iyi ki var,beni mutlu eden nadir KİŞİLERDEN!

He bi de bu süre zarfında değinmediğim o lanet sınava,KPSS,girdim.Konuşmayacağım bu konu hakkında,konuşmayacağım!Kendimi bu konuda konuşmamaya şartlandırdım!Ofz!

Zayıfladım mı?!Hayır!O kadar yüzdüm,güneşlendim ama zayıflamadım.Ramazanın getirisi de olmadı şükür ve şükür ki spora başladım yeniden.Evet yaa bu sorun işte,sesimi duyan varsa birilerine söylesin!İnsanlar Ankara'da koşacak yer bulamıyor,tıkış tıkış binalar arasında koşacak değiliz sanırım!Her yere saçma sapan anıtlar,binalar dikeceğinize,Allah aşkına 2-3 tane nezih park yapın,insanlar ağaçlara hasret gidecek,suçlusu da o binaları dikenler olacak!Benden söylemesi!
Duygusal çalkalanmalarım olmuyor mu?Oluyor elbet.Ama mutluyum!En azından mutlu olmayı biliyorum.Ansız gelen gözyaşlarına engel olmayacak kadar da cesurum halen!İnsanım anacığııım ağlarım ben de!Öyle vurdumduymaz durduğuma bakmayın,beni bilen bilir,bilmeyenin de koy dötüne rahvan gitsin.*

SONRA;
Canımı sıkan birkaç olay yaşadım,bunlara değinmek istemiyorum ama birkaç söylemem gerek,hep sus hep sus nereye kadar canım!

"Ben salak değilim,olanı biteni görecek kadar zekiyim,susuyorsam şükredin!Salak ya da kendimi savunmaktan aciz olduğum için değil,tenezzül etmek istemediğim için susuyorum.Yoksa şükr'lsun çirkefle çirkef,efendiyle efendi olacak kadar laf yapıyor ağzım!Sizi şu mübarek günlerde diyeceğim o ki;Allah size düşündüklerinizin 1000 katını versin.Merhametinden size bahşetsin!"

Oh be!

Anlatınca baktım da çok da birşey değişmemiş gibi.Değişse de bütün samimiyetimle söylemek isterim ki,ben hiç değişmedim!Yine aynı benim!Ne mutlu bana...

Virgül...
Related Posts with Thumbnails