29 Eylül 2009 Salı

Öylesine Yazdım...


Bu bloga başlarken aklımda yazacak belirli bir konu olmadığını belirtmek isterim. Belki de kafam çok dağınık olduğundandır. Bilmiyorum. Son bir kaç gündür zaten nadiren yazmaya başladım. Elim yazmaya gidiyor ancak bu bile beni rahatlatmıyor gibi geliyor, vazgeçiyorum.

Kendimi tanıyamaz oldum zaten. Enerji dolu ben bir anda hantal bir yumak haline geldim.Konuşmak bile zor gelir oldu. Nedense blog dünyası da bu aralar daha bir depresif oldu. Düzeltiyorum, daha sinirli daha gergin sanırım. Özel alanımız olan bloga bile nedense yazmak sanki suç.Herkes herkesin özeline nedense hadsizce dalmakta. Özelini cesurca paylaşmak hata mıdır?!Değildir elbet, zaten bu yüzden yok mudur blogger?!Din,dil,ırk,tercihler...Bunlar da insanın özelidir, bunu hepimiz biliyoruz da neden bu kadar birbirimize karşı agresifiz. Ak aktır,kara karadır elbet ama ben akımı kara görmek istiyorsam bu beni ilgilendirir, paylaşmak gibi...Peki o zaman neden bu kadar saldırganız?! Kimden,neyden öç alıyoruz?!Bilmiyorum.Zaten bu aralar sinir sistemim iyi değil,bir şey kaldıracak durumda değil, bu yüzden bunu da düşünmek istemiyorum. Zaten dedim ya bu blogu yazarken bir şey düşünmüyorum. Kelimeler öylesine dökülüyor ağzımdan,belki de saçmalıyorum ama buna da aldırmıyorum aslında.

Aslında fark ettim de herkesin sinir sisteminde bir deformasyon bir hoplama zıplama söz konusu mevcut. Herkes bardağın dolu tarafından bakın hayata,boş tarafını görmeyin naraları altında yaşıyor sanki hayatı. Pamuk hafifliğinde demir sertliğinde olmalı ama hayat.Hadi ordan diyesim var! Toz pembe hayallerle, pollyannacılıkla nereye kadar?! Kabul,şükretmek gerekir, kabul hamd olsun demeli insan ama hayalcilik nereye kadar?! Ben gerçekçi, ben açık sözlü olmayı savunurken insanlar neden toz pembeciliği savunur?! Oysa insanlar gerçekleri görüp umutlarla yaşasa daha iyi olmaz mı?! Bilemiyorum.

Zaten ne biliyorum ki...

Sokrates'e hak vermemek elde değil.Adamcağız ne konuşmuş,bilmiyorum demiş açık açık.Oysa, günümüzde maşallah herkes uzman olmuş her konuda. Fikir sahibi olmakla bilmişlik arasındaki ince çizgiyi çoktan geçmişiz de haberimiz yok! Aferin bize...

Elim kolum yara içinde. Oğluşum diş fırçası olarak görüyor beni sanki.Dişlerini kaşıyor,ara ara ısırıyor farkında mıdır bilemiyorum ama bu aralar coştu.Kanıyor,kanatıyor.Ama ilgilenmediğimde çıkardığı sesleri duysanız, siz de dayanamaz gel oğluş diye canınızı acıtmasına izin verirsiniz.Eminim!Hele de bahlamaları sizi öyle güldürür ki...Aman varsın acıtsın canımı, keşke canımı acıtan tek şey Badem'in süt dişleri olsaydı...

Kelebekleri seven ben, artık onları da sevmiyorum. Her akşam nasıl oluyor, nereden geliyorlar anlamadım odanın içi full kelebek.Kıyamıyorum ama canlarını alacağım. Geçen annemle iğne vurulması için sağlık ocağına gittim. Bir adam geldi,kulağında sorun varmış.Doktor gülerek bir alet istedi.Ve bir anda...Odada kelebeğin teki uçmakta...Adamcağızın kulağına kelebek girmiş. Güldüm ama kelebekleri gördükçe korkuyorum amansız.

TV açık, izleyen bir annem var. Var mısın Yok musun furyası bitmedi gitti. Onu izliyor. Zenginin malı züğürdün çenesi olayı...Bir de zaten kendi hayatımın sıkıntıları yetmez gibi,onların hayat hikayeleri...Öyle breh breh breh...

Çok sigara içer oldum bir de bu aralar.Kendimi kınıyorum.Hem de çok.Benim gibi bir kıza yakışmıyor bu tü kaka şey.Ama...Ohoooo ama'lara başladıysak bahaneler sıralanacak demektir.Nasıl da biliyorum kendimi,darısı kendini bilmezlere...

Tavla oynuyorum, oda sarmıyor. Diyorum ya böyle manyak,tuhaf,gıcık durumlar söz konusu.

Öyle ya işte...

Breh blog breh breh breh...

İşte böyle...Ben iyi değilim bunu biliyorum...

28 Eylül 2009 Pazartesi

Önce Sağlık!


Önce sağlık diye boşuna dememişler ya...

YILLARDIR çalışan annemin bünyesi her geçen gün zayıflıyordu. Bunu fark etmemek için kör ya da aptal olması gerekir.Ama annem inat ve ısrarla doktorlardan uzak kalıyor ve omuzlarında,boynunda oluşan ağrılara kas gevşetici hap ve kremlerle dayanmaya çalışıyordu.Buraya taşındıktan sonra,annemin -aşırı yorgunluktan- boynu tutuldu. Kaskatı kesildi.Sağlık ocağına gittik, iğne ve kas gevşetici krem verdi. Faydası oldu gibi ama ciddi bir muayene gerekliydi.Bugün gittik.

Sağ kolda 1.5 cm,sağ bacakta 2.5 cm incelme söz konusuymuş.Anlamadım önce. Daha sonra,doktor bey, kasların ve eklemlerin intihar ettiğini, felce ramak kaldığını söyleyince dank etti!FELÇ! Daha öncesinde, sol tarafına inen,annemi yerle bir eden,yıllarca hayatımızın en kötü anlarını yaşatan hastalık!

Doktor bey bir ton ilaç,iğne ve krem verdi.15 gün boyunca fizik tedavisine gidecek. Ancak iş ciddiymiş. Ters hareketlerden ve zorlamalardan kaçınmalıymış ama annem bu! Bunu yapması imkansız!Fizik tedavi bittikten sonra, kemik taraması bir kez daha yapılacakmış, ancak toparlanması gerekmiş.

Erken zamanda öğrenilmesi gayet iyi ancak hepimiz bugün tuhafız.
Aklıma yaşanılan o kötü günler geliyor. Küçüktüm ve anneme bakmak zorundaydım. Kardeşim doğmamıştı bile. Her gün su ve zeytindi kahvaltım.1.felç! Sonra yaşanılanlar,yorucu tedavi süreci!Ve sonra,kardeşim 2 yaşındayken gelen diğer felç...

Off...

Anne olmadan yuva olmazmış, baba da olmalı mutlaka ama anne olmadan olmazmış! Doğru! Hani derler ya yuvayı dişi kuş yapar diye doğru. Anneler daha fedakardır.Hepimiz bunu ne kadar iyi biliyoruz. Baba da mutlaka babadır, ben sevgisini yaşamadım ama mutlaka mükemmel babalar vardır. Ama istisna! Oysa, anneler eşleri olmasa bile onlar için anne de olur baba da...

Evet,çok şükür! Annem iyi, düzelecek bu sıkıntı da gidecek ama ben eski günleri düşündüm ve Rabbim korusun! Eskiden ders alarak geleceğe bakmak bu olsa gerek...Ya da olmasın. Bilmiyorum.

Off...

YARADAN bütün anneleri korusun!Onlara uzun ömür ve sağlık versin!Kendi adıma söylemem gerekirse, Allah'ım benden alsın, anneme versin!

Off...

Öyle işte...

ÖNCE SAĞLIK!!!

Nice Mutlu Yıllara Konfuçyüs


Deyiş 1. İnsan, söyledikleri ile yaptıkları arasında ne derece tutarlı olduğunu, kendi kapasitesine olan güvenini sorgulamalı ve daima kendini geliştirmek için gayret sarfetmelidir.
Deyiş 2. İnsanın diğer insanlara, kendinden büyüklere yardım etmesi, destek sağlaması eğer bu faaliyetinde saygı faktörü varsa bir erdem sayılır.
Deyiş 3. Herkesin kendi görevini layıkıyla yapması başkalarının sırtından geçinmemesi ruhi yönden olgunluk ister.
Deyiş 4. Faydalı insan odur ki boş durmayı sevmez, kişiliğini faydalı işlerle geliştirir.
Deyiş 5. Yaşam şartları ne kadar acımasız olursa olsun daima güleryüzlü ve çoşkulu olun, hayatın tadını çıkarın.
Deyiş 6. Planlama yapmak, ileriyi düşünmek muhtemel sorunlardan kurtulmanın en güzel yoludur.
Deyiş 7. İnsanlara yardım edebilmek, cömert olmak insancıllıktan öte bir bilgeliktir. Hümanizm insanları sevmek ve insanları bilmek demektir.
Deyiş 8. İnsanın yaptığı işe inanması en önemli itici güçtür.
Deyiş 9. Kültürlü olmak, görgülü olmak, bütün insani faaliyetlerimize değer ve estetik katan en önemli özelliklerdir.
Deyiş 10. Zayıf insanlar şahsi çıkarlarına yenik düşer, örnek insanlarsa önce kendilerini düşünmez ve adaletli olurlar.
Deyiş 11. İyi yönetici olmanın sırrı dört yanlıştan kaçınmak, beş doğruyu uygulamaktan geçer. Dört yanlış şunlardır: nasihat etmeden infaz etmek (gaddarlık); öğretmeden başarıyı ölçmek (kabalık), yönetimde gevşek olup sınırlar koymak (art niyet), özlük haklarının dağıtımında cimri davranmak (bürokrat olmak). Beş doğru ise şunlardır: müsrif olmadan eliaçık olmak; gocunmadan çalışmak; haris olmadan istek duymak; mağrur olmadan rahat davranmak; ürkütücü olmadan saygın olmak.
Deyiş 12. İyi insanlar karşılık beklemeden ve maddi teşviklere kapılmadan mevki ve güçlerini kullanırlar.
Deyiş 13. Dürüst, içten ve bilgili dostlar yarar, sahtekar, fırsatçı ve yaltaklanmacı dostlar ise zarar getirir.
Deyiş 14. Başarı doğru erdemlerle elde edilmemişse kalıcı olmaz. Kimse düşkünlüğü istemez ancak, doğru davranmazsa da bundan kurtulamaz.
Deyiş 15. Bilgi olmadan ne insanlık, ne dürüstlük, ne cesaret, ne de kuvvet gerçek anlamda faydalı olabilir. Aksine sadece çevremize zarar verir.
Deyiş 16. İyi bir yapıt kişide uyandırdığı iyi insani vasıflar ile tanımlanır.
Deyiş 17. Bazı öğretiler anlatılarak değil yaşanarak da kazanılabilir.
Deyiş 18. Eğitimli insan ile eğitimsizin farkı şudur: birisi diğer insanlardaki iyi davranışları teşvik eder, diğeri ise tam tersini.
Deyiş 19. İyi liderler araştırmalarında bilimi ve düşünceyi ön plana çıkarır.
Deyiş 20. Konuştuklarından çevrene faydalı bilgiler aktarabilmek için, eğittiğin insanların kapasitesini gözardı etme.
Deyiş 21. Dürüst yöneticinin işleri emir vermese de yürür ancak, dürüst olmayan emir verse de kimse dinlemez.
Deyiş 22. Mahiyete çalışma şevki vermenin sırrı şudur: şefkatli olmak, sadakatli, saygın davranmak, ciddiyeti, iyiyi teşvik edip bilmeyeni eğitmek hevesi doğurur.
Deyiş 23. Örnek davranışlar sadakati doğurur.
Deyiş 24. İnsanların tercihleri onları utanca ya da kıvanca götürür.
Deyiş 25. Güçlü olan sayıca kalabalık kitleler değil, eğitimli kitlelerdir.
Deyiş 26. Akıllı insanlar deneme yanılma değil yaşanmış tecrübelerden ders alma metodunu izlerler.
Deyiş 27. İnsan davranışlarında her konuda ölçülü olmak müsrif ve kibirli olmaktan yeğdir.
Deyiş 28. Bilgi özgüveni, özgüven ise gücü yaratır.
Deyiş 29. İyi erdemli insan öğrenmek için sürekli çaba içinde olur.
Deyiş 30. Kültürlü insan kendinden başkalarına değer veren ve yardımcı olan insandır.
Deyiş 31. Düşmanlığı uzaklaştırmak için bağışlayıcı olmak ve diğer insanları olduğu gibi kabul etmek gerekir.
Deyiş 32. İrade öyle değerli bir özelliktir ki bir ordu komutansız kalsa da kişi iradesinden yoksun kalamaz. İradeli insan davranışları tutarlı insandır.
Deyiş 33. İyi bir insan için herkesin onu sevmesi bir şey ifade etmez. Önemli olan iyi insanların sevgisi ve katılımıdır. Bu sebeple davranışlarımız politik değil istikrarlı olmalıdır.
Deyiş 34. İyi insanlar olduğu gibi görünür, göründüğü gibi olur.
Deyiş 35. Kibir ve paylaşmayı bilmemek bütün güzel özellikleri örter. Eğitim bu hataları yok eder.
Deyiş 36. Fedakarlıklar senden başkası bilmiyorsa değer taşır.
Deyiş 37. İyi insan kendisi bundan zarar görse bile doğruluktan vazgeçmez.
Deyiş 38. Eğitimli insanlar taklit etmez ancak, kendine özgü bir uyum içindedir.
Deyiş 39. Eğitimli insan kendi iç dünyasında doğru ve berrak olandır. Bu tür insanlar bilginin gücü ile kaygı ve korku bilmezler.
Deyiş 40. Kitleler cezalarla düzene sokulursa dejenere olur, karizma ve nezaketle yönetilirse bilinçli ve dürüst olur.
Deyiş 41. Örnek insanlar yumuşak huyludur ve öfkeden kaçınır.
Deyiş 42. İyi insanlar hatalarını düzeltmek için daima çaba içinde bulunurlar. Şu bir gerçektir ki insancıl olanlar tasa duymaz, bilgili insanların aklı karışmaz ve cesur insanlar korkmaz.
Deyiş 43. Yönetenler astları ile olan ilişkilerinde samimi ve içten olmalıdırlar.
Deyiş 44. Siyasi idare sadakat ve ciddiyet gerektirir. İyi idarecilerin mahiyeti de kendine bağlı ve sadık olur.
Deyiş 45. Tedbirli olmak (muharebe sahasında) az zayiat demektir.
Deyiş 46. Hümanizm ; kişinin kendine egemen olması ve nezaketli olmasıdır. Küçük menfaatler peşinde olanlar büyük işler gerçekleştiremez.
Deyiş 47. Eğitimli insanın hedefi daima yüksek olur. Küçük işlerle küçük insanlar uğraşır.
Deyiş 48. Bir ülkeyi idare etmek için şu üç kaynak gerekir: yeterli besin, yeterli silah, yani güçlü bir ordu ve halkın hükümete güvenmesi, yani idarelerin bu güveni tesis edici hak ve adalet çerçevesindeki icraatları.
Deyiş 49. Eğitimli insanın hayatının çeşitli evrelerinde ulaştığı üç disiplin seviyesi vardır. Gençken cinsellik konusunda, orta yaşlarda rekabet konusunda ve yaşlandığında kazanç konusunda disiplin; bu da uzun vadeli planlama yapmak ve hayatın her safhasını düzenli yaşamak demektir.
Deyiş 50. Bazı bilgilere tecrübelerle ulaşılır. Hem dinlemeyi bilmek hem de çok şey görüp öğrenmek bu yüzden önemlidir.
Deyiş 51. Kendisini eleştirebilen insanlar doğruyu ve güzeli bulma konusunda daha şanslıdırlar.
Deyiş 52. Davranışları tutarlı olmayanlar ve zorluklarla karşılaştıklarında özdenetimlerini yitirenler ancak küçük inanlardır. Yaptığı doğru davranışlarda istikrar gösteremeyen kimseler muhakkak gözden düşerler.
Deyiş 53. İyi insanlar kendilerini kardeşliğe, insanlığa ve görevlerini ifaya adamışlardır.
Deyiş 54. İyi insan odur ki, kendi hatalarını kabul edip düzeltir, yanlış yapılan şeylere karşı da inatla mücadele eder.
Deyiş 55. İyi yönetici, doğru ile yanlışı ayırt edip hakkaniyetli davranır.
Deyiş 56. Eğitimli insanlar adaleti ilke edinir ve ona sadık kalırlar.
Deyiş 57. İdare etmek dürüstlük demektir. Sen doğru yönetirsen yanlış olmaya kimse cesaret edemez.
Deyiş 58. Kültürlü insan astlarına soru sormaktan çekinmeyen insandır.
Deyiş 59. İyi yönetici mahiyetinin moral faktörlerinin de yüksek olmasına dikkat eder.
Deyiş 60. Erdemli olmak kazancı değil hizmeti gözetmekle olur. İyi insanlar doğru konuşur ve çevresini iyiliğe yöneltirler.
Deyiş 61. İyi insanlar merhametli olur. İyilik daima iyilikle karşılık bulur.
Deyiş 62. İnsanların üzüntü ve acılarına saygı göstermek gerekir.
Deyiş 63. Bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. Bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. İyi insanlar sorunları önlenmek için çaba sarf ederler.
Deyiş 64. İyi insanın birinci şartı her koşulda bilgili ve eğitimli olmaktır.

Yorum Size Ait!



Kevın...

Kevın Kostnır açılıma destek verdiğini açıkladı. Corc Kuluni, cumhurbaşkanımızı kıskandığı için biraz karşıymış galiba... Terminatör ise, “Ben zaten Ermeni açılımına destek veriyorum birader, her şeyi benden beklemeyin” demiş.

*
Sharon Stone'un, “Parayı bastırın, isterseniz gideyim Kandil'de açayım” dediği iddia ediliyor.
*
Rambo yeni filmini Kato Dağı'nda çekecekmiş bu arada, Sitivın Şipilbörg söyledi, Bucak Aşireti'yle vuruşacakmış, Emine Ayna'yı da Nikol Kidmın canlandıracakmış... Deni Devito'ya tak bıyığı, olsun sana Barzani... Betmen de aslında Batmanlıymış meğer, Atatürk döneminde ismini zorla değiştirmişler, Kürtçe Batman'ı Türkçe Betmen yapmışlar. Hatta, Antonyo Banderas bunu duyunca fena sinirlenmiş, Sarı Zeybek rolünü oynamayı reddetmiş.
*
Hollywood'a pek meraklı bu arkadaşlar... Rabırt Deniro'yla iftar yapmışlardı Niyork'ta... Ancelina Coli'yi kadın kolları toplantısına davet etmişlerdi. Först leydi'nin türbanını Sofiya Loren'in eşarbına benzetme yarışı vardı bi ara... Fifti sent'i ramazan şenliklerine getireceklerdi ama, “70 sente muhtaçtık, düşe düşe fifti sent'e mi düştük” derler diye, vazgeçtiler. Onun yerine, rahmetli Maykıl Ceksin'ın Müslüman olduğunu açıkladılar. Madonna'nın konsere Fatiha okuyarak çıktığını ise, bizim gazete ortaya çıkardı.
*
Ahali desen, çoğunluğu, Antoni Kuin'i Hazreti Hamza sanıyor zaten.
*
“Yoksul büyüdüm, otomobilimiz yoktu, Küçük Tayyip okula yaya giderdi, ayakkabılarımın altı delik deşikti, yağmurda kışta sıcakta ayaklarımın kızardığını bilirdim.”
*
Ne bu?
Raj Kapoor.
Bollywood açılımı...
*
Ya Apo?
Evde tek başına.
Yaramaz, sevimli çocuk.
*
Uzatmayayım.
Koyun haritayı Kevın Kostnır'ın önüne, Bingöl'ü göstersin, sözüm söz, Şirek'teki eşek gibi anıra anıra gezerim...

Ha, silahlı mücadeleyi bırakıp, teröristleri gülmekten öldürmeye karar verdiyseniz, orasını bilemem tabii.

---

Bir evlat askere gitmiş, vatan borcu için, bir evlat dağa çıkmış, terörist olmuş, bir evlat mayına basmış tarlada, sakat kalmış; devletle örgüt arasında sıkışmış çaresiz bir aile ve zorunlu göç.


*
Açılım filmi bu.
Oscar aday adayı.
Güneşi Gördüm...
*
Peki, ahali nasıl görecek?
*
Kağızman'da çekildi...
Kağızman'da sinema yok.
*
Şırnak'ta yok.
Bitlis'te yok.
Tunceli'de yok.
Ağrı'da yok.
Ardahan'da yok.
Iğdır'da yok.
Siirt'te açıldı güya, minibüs kadar... Kilis'te arada sırada seyyar kuruluyor... “Sinema salonu var” denilen şehirler ise, halk eğitim merkezlerindeki göstermelik küçük birer oda... “Nerde?” diye sorsan, vatandaşın haberi yok.
*
Güroymak mesela...
Kürtçe “Norşin” yapıldı.
Bütün sorunlar bitti!
Aferin de... Hani sinema?
*
(Güneşi Gördüm'ün yönetmeni Mahsun Kırmızıgül veya... Asıl adı, Abdullah Bazencir... İster misin, onun ismini de Atatürk değiştirmiş olsun zorla!)
*
Doğubayazıt'ta yok sinema, Midyat, Nusaybin'de yok, Beytüşşebap, Cizre'de yok, Eruh, Pervari'de yok, Şemdinli, Yüksekova, Çukurca'da yok, “Paris” diyorlar ama, Bismil'inde, Kulp'unda, Lice'sinde yok, Çemişkezek, Pülümür'de yok.
*
Malazgirt'te yok.
1071 be abi... Hâlâ yok.
*
Hasankeyf'e ne İngiliz'i kaldı gelmedik, ne Amerikalısı ne Japon'u ne Fransız'ı, sineması yok... Harran'a bin kere filan gitti başbakanlar, Mezopotamya'nın kalbi, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri, üniversitesi var, sineması yok.
*
Diyeceksiniz ki, her şeyimiz sanki tamam da, sinema salonlarımız mı eksik... E ben de onu merak ediyorum zaten, herkes tamam da, Kevın'ımız mı eksikti?
*
Bırakın açılım hikâyesi anlatmayı da, sinema salonları açın bölgeye... İnsanlarımız güneşi de görsün, Kevın'ı da.

YILMAZ ÖZDİL / HÜRRİYET

Evlat Sevgisi



Uyudum uyandım. Uyku tutmadı yine. Bendeki bu Insomnia giderek boyutunu değiştiriyor sanırım.Çekilmez bir hal almaya başladı son zamanlarda.Anlamadım ama çok düşünmekten. Geçecek biliyorum.

NE güzel uyuyordum Badem bey yine bahlamaya başladı. Bunu size nasıl anlatsam,hani Tom&Jerry'de bir köpek vardı, beyaz böyle kaslarını çıkararak yürürdü.İşte bizimki öyle yürüyor ve sonrasında, hmm bah bah diyor. Ve durduk yere bir kez havlıyor ve susuyor. Sanırım bizi koruyor, neden koruyor bilemiyoruz ama o an bizi güldürüyor oğlum.Bah bah bahladı yine yaramaz, sonra sağolsun alıştı yatağıma geldi hop diye zıpladı ve uyandım...

Şimdi de beyfendimiz ayaklarımın dibinde yerdeki kalebodurları kazmaya çalışıyor,oğluma anlattım da anlamıyor,orası toprak değil ki...Aha...

Aha...Bir de bizim oğluşumuz az önce de yaptı.Böyle iki koltuk arasından,koltukların arkasına geçmeyi çok seviyor.Bu koltukların arası sıfırsa, o minicik araya burnunu sokup havlıyor,açın dercesine.Sonra açıyoruz,koltuk arkasına gidip yatıyor oğluşum...Ah evlat sevgisi işte!Aha...Daha neler var neler hep anlatasım geliyor, yahu ne tuhaf bir duygu bu...Aha...

VE aslında sizle sevindiğim bir haberi paylaşmak istiyorum. Oğlum artık süt dişlerini döküyor, hatta birkaç dişi kaldı,diğerleri yolda. Ama canı çok acıyor belli.Önceden fındık fıstık hop yutarken,şimdi onları yiyemiyor,yiyemeyince de canının acıdığını belli ediyor.Kıyamıyorum ama seviniyorum da...Canım benim...

Geçenlerde anneme Badem'in en fazla 10-12 sene yaşayacağını söyleyince,hepimiz ağlamaya başladık.Oysa ki,oğlumuz daha 4 aylık...Bu konuda üst komşunun aynı cins köpeğinin 11 yaşında olması ve yaşlandı diye hayıflanmasından açıldı.Ah ben oğlumu severim severim.Öyle işte, dişleri gidiyor ama birer birer daha güzelleri çıkacak a dostlar....

Diş hediği yapacağım. Bekleriz. Hediyelerde ödül kemiği ve peynir makbuldur.Aha...

Ah annelik işte...

Başladı oğlum ya bahlamaya...

Sevgi bilmeyenlerin sevgi nedir öğrenmesi için yazsaydım bir yazı, sanırım bu blog da bir parçası olurdu yazının...

Umarım mesajı ilettim ey dostlar...

Sevgiyle kalın şimdilik...

26 Eylül 2009 Cumartesi

25.09.1986 - 16.03.2008



16 Mart 2008'de Kıbrıs'ta geçirdiği talihsiz bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı.

Dilediği gibi , sevgi ile dostluk ile dopdolu yaşadı.
Mutlu ,özgür ruhu bedenine sığamadı.

Nur içinde,ışıklar içinde yat Ufuk Katip!!!
Doğum günün kutlu olsun...

Bir Ses Bir Nefes



Yine Best Fm dinlemekteyim. Mutlu Yeşiltepe ile Best Klasik programı var. Az önce Tanju Okan'dan Öyle Sarhoş Olsam ki çalıyordu ve şimdi de Barış abim İşte Hendek İşte'yi söylemekte...Sevgili Ceyhun'un Happy Greenhills'i yine Türk pop müziğini devleştiren sesleri bizlere taşımakta...

Ah ah...
Arap Saçı...Söyle Erkin baba söyle...Aha!!!

---

Hiç ummadığınız anda telefonunuz çaldı mı hiç? Artık umutlarınızı kestiğiniz birisi aradı ya da mesaj attı mı hiç? (Bilmem aniden aklıma bu soru geldi, malum ben çok cümleyle damdan düşer gibi konudan konuya atlayan bir bloggerım.) Hani bazen aklınızdan geçirdiğiniz birisi size pat diye mesaj atar ya da hiç beklentiniz yokken bir anda samimi bir sohbette kendinizi bulursunuz da şaşırırsınız. Bazen bana da oluyor, hatta hiç ummadığım,imkansız olan kimselerle güzel anılarımız olabiliyor. Küs derecesine geldiğim kimselerle aradaki buzlar eriyor,hayat o an toz pembe oluyor.Size de oldu mu acaba? Hayat devam eder ve size her an farklı umutlar getirir dediniz mi hiç kendinize acaba?

Hayatımız bazen bir mesajla alt üst olurken bazen bir mesajla cennet bahçesi gibi olabiliyor. Tuhaf ama öyle değil mi?!Bazen bir telefon görüşmesi sizi yıkabilirken, ahizenin diğer ucundan gelen bir "Alo", bir nefes size yeni dünyalar inşa edebiliyor. Tuhaf ama öyle değil mi?!

Acaba size de oluyor mu? Cidden merak ediyorum...

Hayatınızın en umulmaz anında, en berbat döneminde

Bir mesaj

Bir ses

Bir nefes

Sizi hayata yeniden sımsıkı bağlıyor mu?!

Sen Gibisi Yoktur Atam!


Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Bilmem nedense bir anda Atam'ın bu sözlerini paylaşmak istedim sizlerle. Aslında bilmem demek yanlış olur,şu haberi okuduktan sonra anladım ki zaman geçse de,teknoloji ilerlese de değişen hiç birşeyin olmaması ne kadar acı! Atam ne kadar ileri görüşlü, bir kez daha anladım. İçteki ve dıştaki düşmanlardan bahseden Atam'ı anlamamak elde değil!Hayır, insanların kendi ülkelerini ilgilendirmeyen konular üstünde yorum yapması ve dahası yapılan yorumların da saygı değer (!) gazetecilerimiz tarafından bomba efektiyle gündemimizi süslemesi de ne kadar trajikomik! Sayın Özdil, yazısında da ne kadar güzel anlatmış ah ah kalemine sağlık!!!

Hayır...
Ben de barış istiyorum ama birileri hudut boyunda canını bizlere siper ederken, Türkiye'den bir haber birinin bizim topraklarımız için yorum yapmasını görmek istemiyorum!

Uyan Türkiye'm uyan!
Related Posts with Thumbnails